Allah'a dua ederken bazen "Allah'ım! Hakkımda hayırlısıysa ver." diyoruz, sonra hakkımızda hayır olanı verdiğinde biz beğenmiyoruz. Hazret-i Ali (🍃) söyle dua ederdi: "Allah'ım! Gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle. Hakkımda hayırlı olana da gönlümü razı eyle. " Belalara sabır konusunu Necip Fazıl Kısakürek'in çok güzel bir sözüyle noktalayalım: Sabrın sonu selamet, Sabır hayra alamet. Bela sana kahretsin, Sen belaya selam et.
Din İslam
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Zendar kuşları, tembelliklerine göre diyorum, timsahı pek üzmediler. Beş tane saydım ve yemin etsem başım ağrımaz, gelmiş geçmiş hiçbir insanın yarısının bile duymadığı bir şaşkınlığa düştüm: Hepsi de birbirinden güzel, birbirinden cici, hepsi de minicik, ama tombul tombul beş Zendar kuşu timsahın mağra gibi açılmış kapkaranlık ağzına girdiler, her biri bir dişe kondu ve başladılar o iğrenç dişlerin aralarında, kovuklarında, körpecik zenciden kalan et, adale, damar kırıntılarını yemeye. Ne kadar sürdü bu, bilemiyorum; çünkü ben şaşkınlıktan zamanı yitirip gitmiştim. Ama bu iş olup bitene kadar o eşşoğlu eşşek timsah hiç kımıldamadan, çenelerini bir kerecik olsun titretmeden hep öyle ağzı açık kaldı. Zendar kuşları işlerini bitirip de hemen oracıktaki baobabın dallarına çekildikten sonra timsahın ağzını kapatarak derin bir sindirim uykusuna daldığını gördüm. Ama hayvan kaşla göz arasında, yâni ağzını kapatıp da uykuya dalmadan önce bir ses daha çıkarmıştı. Bu ses de, bal gibi bir teşekkür idi, timsah dostlarına teşekkür ediyordu. Sonra öğrendim: Timsah kürdan kullanmasını bilmiyor, daha doğrusu, o çirkin mi, çirkin elleri ile bu işi beceremiyordu. Bunun ne belâ olduğunu dişleri yaşlananlar iyi bilir; ayrıca anlatmaya gerek görmüyorum. Buna karşılık, gene sonradan öğrendim ki, Zendar kuşları, bölgelerinde metre kareye yüz on yedisi birden düşen sinek-leri olsun avlamaya heveslenmeyecek kadar üşengendiler. İşte bu durum timsahla aralarında en sarsılmaz ve en ölümsüz dostluklardan birinin kurulmasını sağlıyordu. Oğlumuz: Yarın Diye Bir Şey Yoktur
Kitap Alıntısı

KerZeY35

@kerzey35
·
Atma Ziya!!!
Ekvatorun sıcak suları iliklerimi yeteri kadar ısıtmamıştı. Sonra ben sıcak toprakları da özlüyordum. Böylece, bir gün, Gine Körfezine saptım ve Annobon Adalarından geçerek Gabon kıyılarına çıktım, Stanlay Pool Irmağı boyunca içerlere doğru yürüdüm, bu arada da timsahlarla Zendar kuşlarını gördüm, yeni bir dostluk örneğini gördüm: Timsahı bilirsiniz. Pek az insan görmüştür timsahı ama bütün insanlar bilir. İlgilenmişiz bu çirkin, bu korkunç yaratıkla işte. Kısacası, mağara gibi ağzını; onu sürüngene benzeten öğürtücü ayaklarını, bir Yale'den çok daha kuvvetli kilitlenen çenesini bilirsiniz. Ama Zendar kuşlarını? İşte bunu hiç sanmıyorum. Adını bile yeni işitiyorsunuz belki de: Timsah ne kadar iğrenç.. Zendar kuşu da o kadar sevimli. Timsah ne kadar çirkin.. Zendar kuşu da o kadar pırıl pırıl, o kadar ışıl ışıl. En tadlı renkler onda. Timsah ne kadar korkunç.. Zendar kuşu da o kadar güzel, o kadar cana yakın. Ve minicik. Stanlay Pool Irmağında, ben, Timsahla Zendar kuşunun dostluğunu da gördüm işte: Dostluğun temeli bu sefer o cici Zendar tembelliği ile timsahın kürdan kullanmayı bilmeyişine dayanıyordu. Veya Timsah kürdan kullanmayı beceremiyordu, aksine de dişleri kovuk kovuktu. Tembellikle beceriksizliğin en sağlam dostluklardan birini doğurabileceğini dramatik, hattā patetik bulacağınız bir sahneden sonra öğrendim: __Stanlay Pool Irmağı Illoba kabilesini on kilometre kadar kuzey doğuya doğru geçtikten sonra gömük bir göle benzer. Ben işte burada, öğleye yakın bir saatte bir timsahın körpecik bir zenciyi kaptığını gördüm. Aradan on dakika ya geçmiş, ya da geçmemişti ki, anasının öğütlerine kulak asmayan bu körpecik, bu derisinin karası yakamozlu arapçıktan sadece iri kemikler kalmıştı. Ve kıyıya kendinden de iğrenç bir keyifle uzanan timsah ağzını
Sayfa 260·Kitabı okudu
Geh nedîm-i nedem etdin beni geh mûnis-i gam Nedir ey çarh-ı sitem-cû bana kasdın bilmem Gâh dûçâr-ı anâ gâh giriftâr-ı mihen Gâh pâ-bend-i belâ gâh esîr-i mâtem Nişledim neyledim ey Zâl-i kühen-sâl sana Yohsa Sührâb mı sandın beni yâhud Rüstem Sunmadıñ bir dolu meclisde baña kim âhir Katre katre kan olup dökmedi anı dîdem Budur ey çarh-ı sitem-cû bilirim âyînin Koma sen ehl-i dili kim kıla râhat bir dem Sen Süleymân’a vefâ etmediñ ey kîne-sigâl Kim ana râm idi dâd ü ded ü dîv ü âdem Dil-i erbâb-ı sühan kandır eliñden dâ’im Çeşm-i ashâb-ı hüner cûy-ı belâdır her dem Hâtırım nergis-i dilber gibi hem-vâre sakîm Meşrebim turre-i cânân gibi dâ’im derhem Ciğerim lâle gibi âteş-i gamdan pür-dâğ Gözlerim ebr gibi eşk-i belâdan dolu nem Hâsılı cânıma kâr etdi cefâ vü cevrin Kalmadı bende daha tâb-ı elem tâkat-i gam Osman Nevres
Hz.Ali ; “Sızlanmak, sabretmekten daha yorucudur. Belâ esnâsında sızlanmak, sıkıntıyı daha da artırır.” demiş.. "Musibet birdir ama, kişi sızlandı mı iki olur."
Bilinçaltımda ne vardı bilmiyorum denizde bir keyif yapamadım
Çok acaip bir rüya gördüm dgdhdd ayyy rüyamda san Jose beach taraflarında deniz kıyısına aşağı hızla ilerlerken ama başta şehir hayatı oradan aşağı denize sonra köpek kabilesi hır hır bakış atıyor ben bir şekil denize iniyorum ama exe bir saydiririyorum senin buldugun yerin ben ta diye ama o yok ben tek gelmişim.Denize zor bela indim sağda solda birkaç kişi var fln diyorum deniz kabuğu bile farklı ayağıma dolandı ısırır gibi vay böyle yerin fln.Sonra diyorum ki sen nereye geldin bir telefon aç foto çek konum fln at.Yok telefon kamerası bir açılmıyor şarjım da yüzde yirmi köpekler aşağı ağırdan salınıyor denize koşuyorum telefonu kuma saplayip bir git bir gel köpekler de cins dua okuyorum o bildiğim korunma duası sakin mal gibi oturuyorlar.Yavastan geri adimliyorum ama foto çekmeden gidesim de yok.Sonra arkaya yavaş yavaş yürüyüp köpeklerden uzaklaştım arkadan sarışın şapkalı biri hevesle denize geldi onu görünce bir anda alman rolüne girdim şarjım bitti fln diyorum bana bakıyorlar garip garip.Siyahi bir adam da köpekler var diyor kendini bir yere atmak istiyor ileride insan kalabalığı var köpekler diyorum birine birşey mi yaptı acaba yavaştan oraya yürüyorum.Yok neyse tekrar telefonda kamera açıyorum ama deniz kenarı değil etraf çamlık gibi duruyor ileri gitsem köpekli bir konum atıp bakın neredeyim diyemiyorum şarj da zaten yüzde yirmi dgdhdhdgdh lan yirminin bir anlami mi var duam da şuydu defalarca tekrar ettim yarattığı şeylerin şerrinden Allah'ın tastamam kelimelerine sığınırım.Sonra biraz arapça okudum.En çok Türkçe dgdhdh ay çok değişikti.Hayatimda görmediğim denizi rüyamda gördüm şaka gibi dgdhd şimdi de fotoya baktım lan evet orası evet köpekler eksik ama.