Belgin

Puan vermedi·112 syf.·
2019 35. kitabı
Yabancı, sadece yaşadığı çevreye yabancı değildi aynı zamanda kendisine de yabancıydı. Albert Camus’nün ödüllü kült romanı olan Yabancı, bir ana karaktere sahip. Meursault. Fakat bu ana karakter oyların akışında müdahale edici bir yönü yok, çevresindeki insanlara eşlik eden bir karakter. Hatta öyle ki evlenme kararında veya arkadaş olma kararında bile karşı tarafın isteğine bırakıyor. Karakter “ikisi de bir” düşüncesine sahip. Bu nedenle henüz sevgilisi olduğundan emin olmadığı Marie’nin evlenme isteğini “sen istiyorsan evlenelim, benim için hiç fark etmiyor” şeklinde bir cevap veriyor. Absürdizm’in kurucusu Camus, bu ana karakterde bir “absürtlük” yaparak karakteriyle Absürdizm’i çürütüyor, fakat aynı zamanda da Absürdizm’i doğruluyor. Aslında Camus’yü anlamak için öncelikle onun felsefesini bilmek gerekiyor yoksa bu şekilde ifade etmeye çalışmak çok zor. Öylese gelelim nasıl hem Absürdizm’i çürütüp hem de onu doğrulanabildiğine. Öncelikle Absürdizm nedir? Bunu kısaca yazmak istiyorum. “Absürdizm, herhangi bir yaratıcı olmadığından insanlığın evrende bir anlam bulmasına yönelik uğraşlarının boşa bir çaba olduğunu ve önünde sonunda bu anlam uğraşının başarısız olacağını söyleyen felsefi düşünce akımıdır.”
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,2bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·208 syf.·
2020 78. kitabı
“İşin aslı herhangi bir sürekli çaba, baskının gerekli olduğu durumlar hariç insan tarafından uzun süre devam ettirilemez.Seyyahlar, medeni olmayan ırklarda sürekli çaba için gereken kapasitenin olmadığını söylerken aynı fikirdeler.” Jules Payot devamında şunları der: Hayatlarını daha konforlu hale getirecek düzenli bir işte çalışmaktansa yok edilmeyi tercih eden kızılderilileri kendi gözlerimizle görmedik mi? “Medeni olmayan ırklar” ifadesi her ne kadar kulağımıza kötü bir ifadeymiş gibi gelse de aslında insanın kendi kandırmacası olduğunu söyleyebiliriz.Sürekliliğin, her gün aynı işi yapabilmenin, robotlaştırılmanın veya robotlaşmanın medeniyet diye yedirilen zorbalığın ürünü/leri olduğunu düşünüyorum.Payot da ifadesinde bunu belirtiyor dışarıdan bir baskı olmadıkça, zorunluluk olmadıkça bir insan her gün aynı işi yapmaz.Her gün aynı işi yapabilen insanlar kendi benliğinden uzaklaşmak zorunda kalacaktır.Kendine yabancı insanlardır onlar.Her gün fabrikaya giden işçi, her gün saatlerce bulaşık yıkayan bulaşıkçı, her gün tekstilde çalışan kadın... öyle ki haftanın tek bir gün izini olan insan kendisiyle olan derin yabancılaşmasının sonucu o tek bir izin gününde de entelektüel anlamda kendini bulmaya, tanımaya değil de yine kendinden uzaklaştığı, kendini unuttuğu televizyon başına, internet başına oturarak tıpkı fabrikada yaptığı ürüne yabancı olması gibi kendisine de yabancı biri olacaktır.Medeni olmayan insanlar ise her gün aynı işi yapamazmış seyyahlara göre.Kızılderililer de her gün aynı basit işi yaparak daha konforlu hayatı tercih etmek yerine daha zorlayıcı, her gün farklı bir uğraşla meşgul olmayı istedikleri için yok edilmeyi göze aldılar.Bakıldığında biz entelektüel anlamda, felsefi boyutta kendini tatmin etmeye çalışan bizler de her gün ya da belli
İrade TerbiyesiJules Payot · Ediz Yayınevi · 201838,4bin okunma
10/10
·109 syf.·
Beğendi
·
2019 2. kitabı
Okuduğum kitapların karakterlerinin psikanalizini yapmaya çalışmaktan çok zevk alıyorum. Kitaptaki ihtiyar adamın neden 13 yaşından beri tüm ilişkileri sonunda birlikte olduğu insana para veriyor, Neden evlilikten korkuyor? vb. sorular kitabi her okuyan kişinin sorduğu kendince cevaplamaya çalıştığı sorular. Ben de kendimce cevaplamak istiyorum. İlk öncelikle ihtiyar adamın çocukluğunun geçtiği aile,ev ortamını merak ediyorum. Kitabı okurken de buna dikkat ederek okudum,herhangi bir ipucu yakalamak için. İhtiyar adam anne ve babasını kısa bir şekilde tanıtıyor. Babası paraya düşkün biri olduğunu şu anlatım ile anlıyorum :"babam bu evi xıx.yüzyılın sonlarında bir açıkartırmada satın almış, alt katını bir İtalyan şirketine lüks dükkânlar kurması için kiraya vermiş." ve devamında ise bu Italyanların kızı olan annesiyle evlendiğini belirtiyor. Burada aşk evliliği değil,bir maddi çıkar evliliği olduğunu ihtiyar adam belirtmek istemiş. annesinin bu evliliği istemediğini ya da evlilikten sonra değiştiğini annesini anlatırken anlıyorum, "Dikkat çekici bir Mozart yorumcusu,pek çok dil bilen, Garibaldi hayranı,şehirde o güne kadar görülmedik güzellikte ve yetenekte bir kızmış." annesinin genç kızkenki halini anlatıyor fakat evlendikten sonrayı ya da anne olduktan sonraki dönemi kapsayan bir cümle kurmamış, sadece genç kızlık dönemi için kurmuş. Annesi için bir bilgi de şu: annesi demir yumruklar ile zorla romantik edebiyat okutmuş,artık dünyayı harekete geçiren aşkların mutlu değil, mutsuz aşklar olduğu bilincine varmış.belki bu düşüncesi de aşk arayışındaki bu tuhaf yöntemin nedeni olabilir. Anne ve babasının birlikteliği para esasında oluşu ve bunu ev içinde müthiş şekilde hisseden ihtiyar adam bebeklik ve çocukluk dönemlerinde bunun kaçınılmaz etkisinde olmuştur. On üç
Benim Hüzünlü OrospularımGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 201925bin okunma