Chloe’nin kötü kalpli olduğunu beni ‘hoşnut etmediği’ için söylüyordum, özünde kötü olduğu için değil. Değer yargılarım Chloe’nin yaptığını mutlak bir standarda göre açıklamak yerine, bir durumun gerekçelendirilmesi üzerine kuruluydu. Nietzsche tarafından şu şekilde gayet kısa ve öz açıklanan, klasik ahlakçı hatasını işlemiştim:
“Öncelikle insan bireysel eylemleri, güdülerinden bağımsız, tamamen yararlı ya da zararlı sonuçlarına bakarak iyi ya da kötü olarak değerlendirir. Ama daha sonra, bu değerlendirmelerin sonuçlarını hesaba katmadan, kaynağını unutur ve eylemlerin, özünde iyi ve kötü mizaca sahip olduğuna inanır…”
Bu haz veya acı veren şeyler, Chloe’ye yapıştırdığım ahlaki etiketleri belirliyordu; benmerkezci bir ahlakçıya dönüşmüştüm, dünyayı da Chloe’yi de kendi çıkarlarıma göre değerlendiriyordum. Ahlaki kriterlerim, arzularımın yüceltilmesinden ibaretti.