Avrupa’ya giderek Prusya kökenli zorunlu eğitim sistemini inceleyen Horace Mann ve başkaları, hükümete, böyle zorunlu, lineer, otorite yanlısı, hükümet tarafından kontrol edilen bir eğitimin, sosyal stabiliteyi sağlamak için tek yol olduğunu, ‘düzgün eğitilmiş insanlardan oluşan bir ulusta, bir daha asla devrim olmayacağını’ belirtmişler.
Bu sözü aslında, “Anne/baba olmak, kimseyi değiştirmez; ancak insanın gerçek kişiliğini ortaya çıkarır,” şeklinde de değiştirebiliriz. Bir insan, çocuklara nasıl davranıyorsa odur. Şöyle düşünelim: Bir insanın gerçek kalitesini, normalde değil, öfkelendiğinde, kendisini çaresiz hissettiğinde nasıl davrandığı, öfkelendiği kimselere nasıl, ne şekilde tepki verdiği gösterir, değil mi? Bir insanın en çok öfkelendiği kişi çocuğudur; çünkü insanın, kendisine ait olduğunu kabul etmek istemediği kötü taraflarını yansıtacağı en kolay kurban kendi çocuğudur; üstüne üstlük, bu yansıtma ve yansıtmayla ilişkili verdiği tepkiler, başkaları tarafından eleştirilmeyeceği, ‘anne-babalık’ adı altında örtbas edileceği için kişi daha rahat davranır. İşte bu yüzden, kişinin en çıplak, en gerçek hali, çocuğuna öfkelendiği zamanki halidir. Maalesef bu halin, sanıldığı gibi, çocuğun gerçekten de kızılacak biri olması ya da kızılacak bir şey yapmasıyla ilgisi yoktur.
Kalemi kendisinden daha akıllı, daha önde olmayan bir tek büyük yazar bile gösteremezsiniz; nitekim yazarlık, esere anne-babalık ederken onun bağımsızlığını örselememek, tersine geliştirmek, desteklemek demektir, reel anne-babalıkta da olduğu gibi.