Her ne kadar birçok intihalin üstü örtülü olması fikri sistematik olarak bizi kuşkuya sevk etse de, her bir vaka titzlikle ve önyargısız bir şekilde ele alınmayı hak eder.
Fakat çoğu zaman bizi benliğimizin farkına en çok vardıran da yine acı değil midir? Çocukken tüm dünyadan ayrı bir birey olduğunu anlamak, dilini yaktığında, dizini yardığında senden başka hiç kimsenin ve hiçbir şeyin canının yanmayacağını, her bireyin sızısının ve acısının tamamen kendisine ait olduğunu öğrenmek korkunç bir şeydir. Büyüdükçe ne kadar yakınımız olursa olsun hiç kimsenin bizi gerçek anlamda anlayamayacağını öğrenmekse daha da korkunçtur. Bizi en mutsuz eden bizzat kendi benliklerimizdir ve işte tam da bu yüzden benliklerimizi yitirmek için yanıp tutuşuruz, sizce de öyle değil mi?
şu ana kadar okuduğum en iyi romanlardandı. uzun bir kitap, uzun süredir içindeyim. donna tartt’ın klasiklere dair bilgisi ve yazı dili
muhteşem.
konu ettiği arkadaş grubu birbirlerini asla
"This is a nice paper, Bun, Charles said cautiously.
"Thanks, thanks.'
'But don't you think you ought to mention John Donne more often? Wasn't that your assignment?'
'Oh, Donne,' Bunny had said scoffingly. 'I don't want to drag him into this.'
Henry refused to read it. 'I'm sure it's over my head, Bunny, really,' he said, glancing over the first page. 'Say, what's wrong with this type?'
"Triple-spaced it,' said Bunny proudly.
"These lines are about an inch apart.'
'Looks kind of like free verse, doesn't it?'
Henry made a funny little snorting noise through his nose.
'Looks kind of like a menu,' he said. the
Sultan Mecid de babası Sultan Mahmud gibi Klasik Türk Mûsikîsi’nden anlayan ve bu sanatı destekleyen bir padişah olsaydı İsmail Dede belki Tanzimat Fermanı’yla birlikte değişim yoluna giren Osmanlı toplumunda çok daha farklı müzikal açılımların kapısını aralayabilirdi.