Kısıtlı, baskı altında, isteksizce ve başkasının emriyle yürüyen işler ve bunlara harcanan emek insana eziyet gibi gelirken, insanı kanatlandıran, serbest bırakılmış, bağımsız, yaratıcı ve dinamik emek, insanı cesaretlendirmektedir.
Devletin gücü veya zayıflığı, halkın gelişimi veya geri kalması sadece yöneticinin erdemine ya da kabiliyetsizliğine bağlı değildir. Yönetici nasıl biri olursa olsun, iyi veya kötü, kahraman veya zalim her zaman temsil ettiği halkın resmidir. Onun ruhunun yansımasıdır. Yönetici halk kitlelerinin eseridir. Kendi halkı nasılsa, o da daima öyledir. Dolayısıyla, her halkın hak ettiği iktidara ve yöneticilere sahip olduğu öteden beri söylenegelmektedir.
Tarih, kimi devlet ile halkların hüzünlü kaderi üzerinde korkunç kehanetler yazdığı gibi, kimi devletlerin gelişmesinde bize öğretici örnekler sunmakta; toplumsal hayatın nasıl ve hangi yöntemlerle sağlamlaştırılacağını, büyük halk kitlelerinin iki ayaklı hayvan sürüsü veya büyük bir karınca yuvası olması yerine, akıllı ve üretken bir hayatın yaratıcısı, büyük bir sanatkâr olmak için nasıl eğitildiğini göstermektedir.