Gelememeyi sen anlat, Gidememeyi ben anlatayım, Gözüm değil gönlüm kaldı. Beklemek değil özlemek yordu. Hani derler ya; Aşk arafta bir yoldu, Giden gitti dönen yoktu. Nazım Hikmet Ran Bazen bu şiirler duygusal bir aşkı değilde ulaşamadığın bir şeye duyduğun kavuşamama hissini anlatıyor…
1000Kitap
Günün hangi saatinden başlasam bilemiyorum bugün. Aslında epey yorucu koşturmacalı bir gündü. Hüznü bir köşeye bırakmayı seçiyorum bugün. Kalbim huzurla dolu bugün. Onca yoğunluğun arasında bi anda kapıdan içeri girince dünyanın tüm yükünü aldı omuzlarımdan. Sorarım şimdi sana; Bir insan nasıl oluyor da bi insanla bu denli saatler içinde bambaşka duyguları hisseder ki? Dakikalar öncesinde pes etmeye hazırlanırken gelişiyle nasıl oluyorda yaşamak için her seferinde başka bir sebep bulup orda onunla o anda kapabilmek için daha çok nefes almaya çalışır? Benim kalbim sende atıyor. Benim ruhum seninle hayat buluyor bugün bir kez daha anladım. Neşem seninle, Gülüşüm seninle, Hayattan keyif alışlarım seninle, Ruhumun hissettiği yaş tam da o çiçekler açtığım yaşlara bürünüyor. Bak ne diycem hadi normalde bu çaylak aşıklar var ya hani şu karnımızın içinde kelebeklerin uçuştuğunu söyleyenler. İşte senle o çaylak aşıklar gibiyim. Öyle gelip geçiyor gibi değil. Olduğunu hissettiğim an, Seni yaşamaya başladığım an karnımda kelebekler uçuşuyor ve şımarık bir kadına dönüşüyorum. Kızma. Ben sen varken ne yaşarsak yaşayalım o an dünyalar da yıkılsa mutsuzluk nedir unutuyorum. Aklımda ne kırgınlıklarım kalıyor ne kavgalarımız ne de sorunlarımı hatırlıyorum. Şöyle karşılıklı güldüğümüz anlar var ya hani işte o anlarda seni cebime koyasım geliyor be adam. Bitmesin istiyorum, Hiç bitmesin hiç sensiz kalmayayım istiyorum. Sen bana kendimi sevdirdin. Ve ben seni severken kendimi sevmeyi öğrendim. Çirkin olmaz insan sen tarafından sevilirken. Unutmaz kalbindeki merhameti. Yedi cihan bir araya gelse ruhuna kötülük değdirmez.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
HAZİRAN AYI OKUDUKLARIIM VE TBR
merhabalaarrr geçen gün bi iletimde bana kitap önermenizi istemiştim biraz yoksulluktaydım daa😭😊💗ve hepinizin önerdiiği kitapların çoğunu okumaya çalıştım bugüne kadaarr ve haziran ayı tbrsini ve okuduklarımı paylaşmak istediim 🐽💝 ayın ortasına geldik bile, ben de hem haziran başından beri büyük bir merakla bitirdiğim kitapları hem de ayın kalan günlerinde okumak istediğim o listeyi (yani şu tbr olayını) sizinle paylaşmak istedim. hadi gelin biraz konuşalım, dertleşelim! 👇✨ 📚 haziran başından beri bitirdiklerimm Ölüm Beni Bulana Dek : ismini ilk gördüğüm andan itibaren beni çok hüzünlü ve duygusal bir hikayenin beklediğini biliyordum aslında ama bu kadarını ben de tahmin etmemiştim. okurken gerçekten içimin burkulduğu, karakterlerin hislerini resmen kalbimde hissettiğim bir süreç oldu. duygusal dozu o kadar yüksek ve o kadar naif işlenmişti ki, hüzünlü kitapları sevenlerin kesinlikle şans vermesi gereken, insanı kendi içine döndüren çok etkileyici bir kurguydu. 🥺💔 Akhilleus’un Şarkısı : mitolojik hikayelere ve o evrenlerin büyüleyici atmosferine zaten çocukluğumdan beri apayrı bir ilgim var ama bu kitap benim için apayrı bir yerde duruyor artık. o kadar zarif, o kadar ince ince işlenmiş bir anlatımı vardı ki, her sayfasında o antik dünyanın havasını soludum resmen. ama o son sayfalar... canımı o kadar çok yaktı ve beni o kadar derin bir çaresizlikle baş başa bıraktı ki, kitabı kapattığımda gözyaşlarımı tutamadığımı itiraf etmeliyim. tam anlamıyla yürek burkan bir şaheserdi. 😭🏛️ Kargalar Meclisi : işte bu ayın benim için en büyük bombası ve heyecan kaynağı kesinlikle buydu! Kaz Brekker ve onun o her biri birbirinden yaralı, tekinsiz ama bir o kadar da sadık çetesiyle tanışmak harika bir deneyimdi. Ketterdam’ın o dumanlı, tehlikeli ve karanlık sokaklarında onlarla birlikte o imkansız, tam bir
İleti
DOMINANCE – SUBMISSION Ben buna kısaca “Punish me sendromu” diyorum. Uzun yıllar bir erkeği sadece içimde yaşadım. Onu gerçek haliyle değil, zihnimde büyüttüğüm haliyle sevdim. Bekledim, sustum, çoğu şeyi içimde biriktirdim. Ve bu uzun bekleyişin içinde aşk, benim için “sakin bir his” olmaktan çıktı.İçimde nabzı olan bir şeye dönüştü; yaklaştıkça derinleşen, uzaklaştıkça büyüyen bir çekime,daha çok yoğun, kontrolü zor, beni tamamen ele geçiren... Onunla gerçek bir yakınlık ihtimali doğduğunda ise, içimde bir şey “normal” olanı yeterli bulmadı. Çünkü ben zaten yıllarca normal bir yerden değil, hayal gücümün en uç yerinden sevmiştim. O yüzden yakınlık başladığında sıradan bir temas değil; tamamen teslim olabileceğim, kendimi bırakabileceğim bir deneyim aradım. Kamçı, kelepçe, kölelik gibi imgeler benim için fiziksel şeylerden çok daha fazlasıydı. Ben yıllarca duyguyu tek başıma taşıdığım için, birine gerçekten yaklaştığımda “ben artık taşımak istemiyorum” noktasına geldim. Bazen sevginin sıradan bir şekilde yaşanmasına inanamıyorum. Çünkü içimde büyüttüğüm aşk hep aşırıydı, hep yoğundu, hep uçlardaydı. Ama zamanla şunu fark etmeye başladım: Benim istediğim şey aslında acı ya da sertlik değil. Benim istediğim şey; tam teslimiyet, görülmek ve kontrolü güvenle bırakabilmek. Bazen içimde yükselen şey sadece aşk değil; teslim olma isteğiyle karışmış bir çekim. Ve o çekim bazen şu cümleye dönüşüyor: “Beni biraz daha yakına çek… ama ben kendi isteğimle sende eriyeyim.”
Bir resim bir ressamı ağlatır bir yerlerde Bir eşya bir hamalı Ben hâlâ öğütülen anılarıma değil Değirmene inanırım
Şiir
Sirius’um..En güzel yıldızım.. hayatıma ışık verenim… Sen yanımdayken zaman aynı ama içinden geçtiğim dünya bambaşka. Her yerde ay gibi parlayanım, Güzeller güzelim, Ay ile yıldız ne kadar da güzellerdi, Tıpkı senle, ben gibi.. Ay mı yıldızdan alır ışığını, yıldız mı aydan alır görkemini. Ben söyleyeyim, Ayın bir ışığı yoktur tıpkı ben gibi, Yıldızdan alır tüm ışığını, Tıpkı benim hiçbir ışığım yokken beni aydınlatan sen gibi.. Tıpkı gülüşünde saklı olan o ışık gibi.. Tıpkı bugün ki ışığın gibi.. Elinde meşale yok, Kocaman mucizeler de, Ama şu gözümün içine ışığı bir tek varlığın koyuyor, gülüşündeki o aydınlık.. Sana rastlamadan önce de gökyüzünde yıldızlar vardı, ay vardı, geceler vardı. Ama hiçbirinin bir anlamı yokmuş meğer. O yıldıza baktığımda, o güzelliğinde, parlaklığında seni gördüğümde, Onunla sana anlam kattığımda, Kimsenin kimseyi tamamlamaya çalışmadığı, sadece varlığıyla güzelleştirdiği o kusursuz uyumu fark ettiğimde anladım ki, Gökyüzü aynı gökyüzü ama o yıldız çok başka bir yıldız. Seninle geçirdiğim dakikaları hiçbirşeye değişmem, senli saatlerle sensiz geçirdiğim saatler asla bir değil biliyor musun. Aynı yerde bugün iki kez oturdum. İlk oturduğumda biraz oturup sıkıldım kalkalım hadi dedim,