Sonra, karımla beraber mangalı ve semaveri yakarız. Gökyüzü berrak maviliğini bulmak üzeredir. Kuşlar, yukarılara doğru ve küme küme tabakalanırlar: En altta, hemen ağaçların hizasında serçeler, sonra kırlangıçlar, onların yukarısında güvercinler, en üstte ise sakin uçuşları, fakat şimşek dalışlarıyla atmacalar. Õnce, şimale veya cenuba doğru kanat kıran atmacaların göğüsleri ve kanat altları pembeleşir, daha doğmıyan güneşin ışıklar ile.. sonra da güvercinlerin. Ben bu esnada "Hüsn-ü Aşk”ı veya "Piyale"yi okumaya başlarım: Sabahları başka hiçbir şeyi değil, ancak bunlardan birisini okurum. Derken, topçuların bahçesindeki kavak ağaçları ve Ulucami'nin minareleri de yaldızlanır.. ve Ömer'le Ayla bahçeye gelirler. Daha önce yataklarında bir hayli didişmişlerdir. Seslerinde ve yüzlerinde bu didişmenin sıcak neşesi vardır. Bazan bizi kucaklarlar, bazan da onlara vız geliriz; doğru çeşmeye giderler.
Sayfa 59·Kitabı okuyor
Hakiki hürriyetin bizim geleneklerimizle çatıştığından da şüphe etmeye başladım. Sanırım, o yüzden hadiseler beni eskisi kadar heyecanlandırmıyor, galiba ben bir çeşit Fransız ihtilali gibi bir Osmanlı ihtilali hayal etmiştim. Tarihi dikkatli okumamışım, burası ihtilallerin değil isyanların toprağı. Ne yaparsan yap, idarenin adını ne koyarsan koy, sonunda gene tepende bir padişah görüyorsun." > – İsyan Günlerinde Aşk, Ahmet Altan
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İşte hayatınla hayatımız arasındaki fark! Hiç seninki, en küçük çaptan en büyüğüne kadar, bütün söylenmişlere, söylenenlere ve söyleneceklere rağmen anlatılmış olabilir mi? İzin ver; onu bir kere de ben anlatayım! İzin ver; herkesin, boyuna göre açıldığı bu ufuksuz denizde, sana yaklaşabilmek değil, fakat kıyılardan, gerilerden yâni kendimden uzaklaşabilmek mânasına bir kere de ben gücümü deneyeyim! Öyle ki, sahili kaybetsem, artık gerilere dönemesem ve sende boğulsam, işte o zaman aradığım hayatın eşiğine ayak basmış olurum.
Sayfa 13 - Büyük Doğu Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Ben gerçekten en çok iki kelime arasında kayboluyorum. Birbirine temas ettiklerinde oluşan dalgaların girdabında. O zamanlarda biraz inanıyorum, neye olduğu önemli değil. Biraz umut ederken buluyorum kendimi. Kafam düşmüş kağıdın üzerine, yüzüm gülerken nefes alabiliyorum. Çünkü raflara dizemediğim pek çok kelime var, uçuşuyorlar dudaklarımın etrafında. Bu ikisi arasında koşarken zaman tutamıyorum. Orada bir yere ait olamıyorum. -Merve Özdolap-
Bir okurum yorgun anne sendromunu nasıl atlattığını şöyle anlattı
1. “Çocuk da yaparım kariyer de demedim, ayağıma gelen kariyer tekliflerini reddedip, işimi çocuğuma daha çok vakit ayıracak seviyede tuttum.” 2. “Ev işlerini, yemeği takıntı haline getirmedim. Tabii ki çocuk düzenli ve temiz bir ortamda sağlıklı olur ama ben sürekli temizlik ve yemek yapan ve bu nedenle çocuğuna vakit ayıramayan gergin anne olmak istemedim. Ev işleri için yardım aldım; eşimle bazı sorumlulukları paylaştık.” 3. Mükemmel anne olma takıntımı geride bıraktım ve oğluma da mükemmel olmadığımı, ama onu çok sevdiğimi, onu istemeden üzersem duygularını ifade etmesi gerektiğini anlattım.” 4. Annemden öğrendiğim gereksiz hijyen takıntısını bıraktım; çamurla da oynadık, yerlere de yattık, bol bol doğaya çıktık. Okuldan üzeri kirli geldiğinde onu, ‘Bugün oldukça eğlenmişe benziyorsun,’ diye karşıladım.” 5. Tüm arkadaşlarım, ‘Birinci sınıf korkunç yorucu ve gergin geçiyor, her gün evde ödev kavgası ediyoruz,’ deyince (maalesef eğitim sistemimiz içler acısı) ev almaktan vazgeçip özel okula yazdırdım.” 6. Evde onun annesiyim, öğretmeni değil. Ders konusunda onunla tartışmadım; ödevlerin onun sorumluluğu olduğunu anlattım.” 7. Onu, benim istediğim değil, kendi istediği faaliyetlere yönlendirdim; bir müzik aleti ve bir spor dalı ile ilgilenmek onu daha özgüvenli yaptı.” 8. Oynadık, oynadık, oynadık; karanlık korkusunu aşmak için ona oyuncak bir gece görüş gözlüğü aldım ve tüm ışıkları kapatıp hazine avına çıktık. 9. Program takıntısını bıraktım; şu saatte şunu yemeli, şu aya kadar dışarı çıkmamalı vb. ‘Çocukla seyahate çıkılmaz,’ tabusunu bıraktım; beş günlükten itibaren dağ bayır gezdik. Onun benim devamım değil, ayrı bir kişi olduğunu kabul ettim. Bir gün, ‘Ben üşüdüm, sen de yelek giy,’ deyince, ‘Anne, ben sen değilim,’ dedi. O gün kafama dank etti.” 10. “En
Sana neden yardım ettiğimi soruyorsun, değil mi? Benim de elimde senden başka hiçbir şey yok, güzel Larina. Topraklarını kaybetmiş bir halkın, Prensine tutunduğu gibi ben de sana tutunuyorum.
Sayfa 263 - Guardian Yayınları 1. Baskı Temmuz As·Kitabı okuyor