Sahibine..
Pardon bayım, ben sizinle hiç öpüşmüş müydüm? Üzgün olduğum zamanlarda duygularımı ifade etmek için kelimelerin arkasına sığındığımı düşünürüm. Bazen de yazmamak için kendimi zorlarım. Dilin ucuna kadar gelen kelimeleri söylemeden tutmayı başarmak ne kadar zor ise, dimağı işgal eden düşüncelerin düşüncesizliklerini dizginleyerek yazmamak için direnmek de o derece zor. İnsan bazen kendini bile isteye zorlu bir yolda bulabiliyor; arzunun, sevginin, belki de sevme ihtiyacının isteği o kadar güçlü ki yanlışların içinden doğru hayallere tutunmaya çalışırken buluyoruz kendimizi. Yeter ki insanın sevmeye gönlü olsun her şey gerçekleşir arzusuyla ilerlediğimizde, bir kelime, bir cümle veya bir soru tüm soğukluğu ile tokatı yüzümüze indirebiliyor. Oysa bedenen bir avcının kurşunu dışında yaralayan, can acıtan, hatta öldüren hiçbir şeye maruz kalmazsın. O kurşuna da kader deyip teslim oluverirsin. Bir avcının kurşunu asla bir insanın samimiyetsizliği kadar can yakamaz. Bitmiş bir şeyin ardından koşmak nasıldır bilir misin? Zamanın içinde geçen her anın avuçlarımın yanmasına sebep olduğunu söylesem, bunun nasıl bir duygu olduğunu anlayabilir misin? Bu durumlarda nefes almakta güçlük çektiğimi ben bilirim de, benim dışımda başka kimler bilir diye bir soruya genel bir tanımlama yaparak cevap bulabilir misin? Yağmurlu havalarda ıslanan kaç güvercin gördün hayatında? Islanmanın arınmak olduğunu düşünen kaç insan tanıdın? Yağmurdan koşarak kaçan insanların, bilmeden kendilerinden kaçtıklarını hiç düşündün mü? Kendisiyle konuşamayan insanların, yanılsama içinde olduklarını, aslında bu durumlarda insanın içine kapandığını, içine kapandığını sandığı anların da yalnızlık olarak nitelendirildiğini söyleyen birilerini tanıdın mı? Yalnızlık, yalnız yapabileceğini düşünen insanın
Sevgili Müzeyyen, Bir sene önce sana yazdığım bir mektupta bir gün kanatlanıp uçmak istediğimden ve bunun için yıllardır tüy biriktirdiğimden bahsetmiştim. Ama ayağımın dibine çakılan çiviler vardı hani, zoruma gidiyordu, hani rüzgarların da gücü yetmiyordu beni yerden kesmeye çivilerle birlikte. İşte şimdi sana anlatacağım şeyler var. Ben uçamadım Müzeyyen. Ama kaçtım galiba. Ciğerlerimde hissettiğim bir ağrıyla birlikte çivileri söktük ayaklarımın dibinden. Koştum Müzeyyen, taşın toprağın üzerine kandan deliller bırakarak koştum. Kederimden kaçtım, bir sokak başında kaderimle kafa kafaya çarpıştım derken günler geçti böyle. Bugünlerde ise durakladığım nefeslendiğim bir konak var, ismine ev diyoruz. Bunu yeni keşfediyorum. Biliyorum iki milyon yıl gerisinden geliyorum insanlığın, benim payıma düşen bu geç kalmışlığın alnından öpüyorum, ne de olsa ağzına tüküremiyorum. Durakladığım sürede her şeyin durgunlaştığını hissediyorum. Eskisi gibi yazmıyorum, arkadaşlarla pek az görüşüyorum, hayatı pek az benimsiyorum. Sana bir isim söyleyebilirim haricinde bir bağım kalmadığını düşünüyorum. Yaşam ile benliğim arasında bir kopuş oldu sanki. Geldiğim bu noktada düşüncem odur ki; insan kederinden -belki kaderinden- kurtulacaksa bu kendinden bir parça bir şeyler eksiltmekle mümkünmüş. Açıkçası bunu böyle hayal etmemiştim Müzeyyen. İçimde eksik kalan hâlâ uçamıyor olmak mı, bilmiyorum. ... Biriktirdiğim tüyleri etrafa savuran hayat, yaralı ayaklarıma altın tepside baston sunuyor şimdi.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İzlememeliydim 2015'te babaannemin evinde Yedi Güzel Adam'ı Aldırtmamalıydım anneme bir hışımla o kitapları Okumamalıydım belki de gözlerim sulanıncaya kadar o şiirleri Yazmamalıydım çatı katında o dörtlükleri Çalmamalıydım o notaları yırtınırcasına Beste yapmamalıydım onun oyuncak ayısına Ama hayır ben uslanamıyorum, bir daha olsa bir daha yaparım... Hatta daha güzel yaparım.. Bir kere girdin mi, bırakamıyorsun o halet-i ruhiyeyi.. Bu dünyada bırakmak için de bir sebep görmüyorum..
Hiç mi içinden geçmedi, bu insan beni bu kadar severken ,ben ne yapıyorum diye..
Tatlı Şeftali, Çürük Şeftali/Lilovanna
'Dışarıdan harika bir şeftali nasıl olurda çekirdeğinin içinden çürümeye başlar Lili dedi sitem ederken. İnsan da öyle ya Suzi dedim, içimizin çürük kokusunu bastırmak için dışardan hep çok hoşuz. Ben hep şeftali tarlalarında koşuşturup düştüğünde şeftalilere bulanan bir çocuk olmak isterdim Lili diye karşılık verdi bana. Suzi ve onun hayalleri işte. Bana büyükannemi getireceğini bilsem bende şeftali tarlasında koşuşturmak isterdim Suzi diye geçirdim içimden. Aa söylemmiştim değil mi? Büyükannem rahmetli oldu çok önceleri.'
Bende tarçın sende ıhlamur kokusu Yürürüz başkentin sokaklarında Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi Üstünde iki yonga: Çarşamba, bir de cuma Ayrılık lafları etme sevgilim Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa Kolkola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa İşimiz mi yok, şu Akay'a sapalım istersen İstersen garson girelim ilkyazın gazinosuna Börekçi! diye bağır istersen şurda Kısmet çıkar -sanırım- Emek'te oturan kıza Abiler! Abiler! diye bir şey satayım ben Mendilim kalmamış kağıt peçete yok mu çantanda? Üç peseta gibi bir paraya dondurma yemiştim Madrid'te yemiştim, ve çatılardan kanguru akıyordu Londra'da Seversin mi beni, doğru söyle ama? - Sigara? Ne eflatun etin var, yanarca mı yanarca İnan Selimiye'nin minareleri gibisin Her seferinde başka yoldan çıkılır nirvanaya • Cemal Süreya