‘Eskiçağ dünyasının kil kitaplarından intikal etmiş bir bilgiyi Tevrat’ta, İncillerde hatta Kur’an’da da görebiliyoruz. Durum böyle olunca bunlar, önce Tevrat’a ve İncillere sonra da Kur’an’a geçmiştir,’ şeklinde piyasada yazılmış pek çok kitap bulunmaktadır ne yazık ki. Bu kitaplardaki kusurun, metodoloji eksikliğine bağlıyorum. Çünkü antik filoloji, antropoloji, arkeoloji metodolojisi almış olan bir yazar, diğer alanın meselelerini bilmezken, aynı kural ne yazık ki diğer alanın yazarları için de söz konusudur. Yani iki taraf birbirinin meselelerini tam manasıyla bilmedikleri için konu hakkında yaptıkları yorum ve değerlendirmeler kısır ya da yanlış olmaktadır. Dolayısıyla bu meselede, her iki taraf da ideolojik yaklaşımlardan uzak durmalı ve taraflar meselelerini anlamaya/anlatmaya çalışmalıdır. Bu çerçevede baktığımızda yukarıda bir kaç delille –ama siz, onlarca delili bu bağlamda Tevrat, İnciller, Kur’an ve çiviyazılı belgelerin kıyaslamasıyla bulabilirsiniz- ifade ettiğim gibi, ‘elma, balta, Havva, Azrail vs.’ kavramların hiçbiri Kur’an’a sokulamadığı bir gerçektir. Durum böyle olunca Kur’an, son ve bir teyyit/tastik etme kitabı (Bakara:91-97, Yunus:37) olması noktasında, ister antik metinlerde, ister kutsal kitaplarda olsun, verilmiş bilgilerin hangisinin doğru ya da yanlış olduğunu gösteriyor bize sadece. Dolayısıyla hiçbir şekilde Kur’an için bir etkileşim söz konusu değildir bu nokta.