amelos

amelos
@benamelos
“Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Mustafa Kemal AtatürkMustafa Kemal Atatürk https://1000kitap.com/gonderi/202162173
‘Eskiçağ dünyasının kil kitaplarından intikal etmiş bir bilgiyi Tevrat’ta, İncillerde hatta Kur’an’da da görebiliyoruz. Durum böyle olunca bunlar, önce Tevrat’a ve İncillere sonra da Kur’an’a geçmiştir,’ şeklinde piyasada yazılmış pek çok kitap bulunmaktadır ne yazık ki. Bu kitaplardaki kusurun, metodoloji eksikliğine bağlıyorum. Çünkü antik filoloji, antropoloji, arkeoloji metodolojisi almış olan bir yazar, diğer alanın meselelerini bilmezken, aynı kural ne yazık ki diğer alanın yazarları için de söz konusudur. Yani iki taraf birbirinin meselelerini tam manasıyla bilmedikleri için konu hakkında yaptıkları yorum ve değerlendirmeler kısır ya da yanlış olmaktadır. Dolayısıyla bu meselede, her iki taraf da ideolojik yaklaşımlardan uzak durmalı ve taraflar meselelerini anlamaya/anlatmaya çalışmalıdır. Bu çerçevede baktığımızda yukarıda bir kaç delille –ama siz, onlarca delili bu bağlamda Tevrat, İnciller, Kur’an ve çiviyazılı belgelerin kıyaslamasıyla bulabilirsiniz- ifade ettiğim gibi, ‘elma, balta, Havva, Azrail vs.’ kavramların hiçbiri Kur’an’a sokulamadığı bir gerçektir. Durum böyle olunca Kur’an, son ve bir teyyit/tastik etme kitabı (Bakara:91-97, Yunus:37) olması noktasında, ister antik metinlerde, ister kutsal kitaplarda olsun, verilmiş bilgilerin hangisinin doğru ya da yanlış olduğunu gösteriyor bize sadece. Dolayısıyla hiçbir şekilde Kur’an için bir etkileşim söz konusu değildir bu nokta.
Sayfa 358
Reklam
Kur’ân, Tevrat ve İncillerde geçen hikâyeleri anlatırken Hz. Muhammed dönemi Yahudileri ve cahiliye Araplarının “kendilerine âyetler okunduğu zaman: ‘eskilerin masalları (Kalem: 15; Nahl: 24; Mutaffifîn: 13; Ahkâf: 17; Enâm: 25)’ deyip küçümser tarzda alay edip eğlendiklerini ifadelendirir. Hatta ‘inkâr edenler: ‘Bu (Kur’ân), yalandan başka bir şey değildir. (Muhammed) onu uydurdu, başka bir topluluk (Yahudiler ve başkaları) da kendisine yardım etti’ dediler de kesin bir haksızlığa ve iftirâya vardılar. Dediler: ‘Evvelkilerin masalları, onları yazdırmış, sabah akşam onlar kendisine okunuyor (Furkan: 3-5)’ sözleriyle işi daha da ileri götürüyorlardı. Evet, anlatılanlar eskilerin masallarıydı belki ama unutulan bir nokta vardı. Bunları anlatan peygamberin bunları bilmesine imkân yoktu (Ankebut: 48), çünkü klasik bir ifadeyle O, ümmi idi (A’raf: 157-158). Dahası ‘vahyedilen bilgiler gayb haberlerindendi ve ne peygamber ne de halk, daha önce bunları bilmiyordu (Hûd: 49)’. Dolayısıyla Hz. Muhammed, anlatılanları düzenleyip belli bir metodolojiyle dillendiremezdi. Yani bu kitap, ilahi bir gücün eseri idi.
Sayfa 362
Lâtifî, eserlerinde İbrahim Paşa’nın oldukça cömert olduğundan bahseder, ancak daha ziyade eleştirir. Ona göre paşa, gururlu, dünya malına önem veren, fazla süs, ziynet ve eğlence düşkünü, şöhret meraklısıydı. Paşanın ölümü ibret alınması gereken bir olaydı. Zira onun kadar güçlü birinin bile akıbeti vahim olabilirdi.
Sayfa 43
Kur’ân’ın, ‘Biz onu yüksek yerlere çıkardık’ sözünden bayrağımızın murad edildiğine hükmedeceğim geliyor. Göklerin en yüksek noktasına, bayrağımın gölge düşürdüğünü kim inkâr edebilir?
Sayfa 62