“Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
"Olup bitenleri görüyorsunuz. Dünyanın rengi değişti; tamamen erdemden yoksun hale geldi. İyiliklerin tortusu kaldı yalnız. Görmüyor musunuz! Hak ve doğru, yerin altına gönderildi. Bilerek batıl işler peşine düştü insanlar. Kötü gidişi önleyecek kimse kalmadı. Zaman, her müminin Allah için hakkı savunma zamanıdır. Şehit olmak istiyorum. Zalimlerle bir arada yaşamak da zulüm değil mi! "
Albay gözlerini kısarak şöyle bir baktı.
– Peki, sen bir şeyler beklemiyor musun? Kendine şöyle sorular sormuyor musun: Hep hat boyu, hep sıfır treni, hep istasyon; bunların ötesinde ne var? Biz niçin buradayız? Bütün bu işlerin amacı ne? Bizim sonumuz ne olacak?
Evet, sonumuz ne olacak?
İşte asıl sorun bu... Hepimizi ilgilendiren, başlıca sorun budur. Sonumuz ne olacak? Bütün bunlar kimin ne işine yarıyor?..
İnsan çok çalışmaktan değil, kötü şeyler düşünmekten yıranırdı. Kötü düşünceler insanı içten içe kemirir, bütün gücünü tüketirdi. Ne yapıp edip yaşamanın bir yolunu bulmak, kısacası, yaşamak gerekirdi. Ötesi kendiliğinden gelirdi.
Hz. Ali bir defasında mezarlıktan geçerken ölülere şöyle hitapta bulunmuştur: “Evler iskân edildi, mallar bölüştürüldü, insanlar evlendirildi. Bunlar bizlere dair haberler. Sizlerde ne gibi haberler var?” Daha sonra sözünü tamamlayarak: “Nefsim elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, onlara konuşma izni verilseydi, en hayırlı işin takva olduğunu haber vereceklerdi.”
“Ey Ali! Senin bana olan yakınlığın, Harun’un, Musa’ya olan yakınlığı gibidir. Yalnız benden sonra Peygamber gelmeyecektir. Ey Ali! Ölümün, hayatın benimledir.”