Ne mutlu, böyle bir dünyanın nihaî ihtilâl eşiğinde nefsini muhasebe edebilen, mâzi ve istikbâlini kurcalayan, gâipler perdesinin çan iplerini çekmeye savaşan ve yaşanmaya değer hayatın şartları uğrunda beynini törpüleyen milletlere!
• Öyle, bizim yarınki dünyaya, bugünkü kıyametin bütün illet ve müessirlerini tartarak, tanıyarak, anlayarak; ve bütün tarih seyri boyunca kendi nefs muhasebemizi dibine kadar yapmış, kendimizi bütün zaaflarımız ve kuvvetlerimizle tesbit etmiş olarak, yepyeni bir ruh, mefkûre ve nizam yekpâreliği içinde doğmamız lazım.
Velî’ye soruyorlar, soruyorlar değil, şöyle diyorlar:
“- Sen zamanımızda Sahabîye misilsin !”
Yani o ayardasın.. Velî, dönüyor, diyor ki:
“- Siz onları görseydiniz, deli derdiniz. Onlar da sizi görseydi, bunlar müslüman deği derlerdi.”
Ve biz bu halimiz ile Müslümanlık iddia ediyoruz!
İnkılâp derin ve gerçek mü’min nazarında, şeriatın bâtınına ilişik bir farz, bir borç.. Asıl İnkılâp, olanca hakikatiyle inkılâp, zaten islâm’la gelmiştir.