Rus edebiyatının ve dünya düşünce tarihinin dahi psikoloğu Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin sürgünden döndükten sonra kaleme aldığı "Budala" (İdiot), insan ruhunun en derin labirentlerini, ahlaki yozlaşmayı ve toplumun ikiyüzlülüğünü deşen sarsıcı bir psikolojik ve felsefi başyapıttır. Roman; İsviçre’deki bir sanatoryumda gördüğü sara tedavisinin ardından Rusya’ya dönen, çocuksu bir saflığa, mutlak bir dürüstlüğe ve derin bir merhamete sahip olan Prens Lev Nikolayeviç Mışkin’in, Petersburg yüksek sosyetesinin o hırslı, entrikacı, para ve itibar düşkünü karanlık dünyasına adım atışını odağına alır. Dostoyevski; "tamamen iyi ve kusursuz bir insan" prototipini toplumun içine bıraktığında, bu saf erdemin bencil ve yozlaşmış insanlar tarafından nasıl bir "budalalık" olarak nitelendirildiğini ve adım adım trajik bir yıkıma sürüklendiğini cerrah titizliğiyle işler. Mışkin’in, paranın ve gururun esiri olmuş Rogojin ile güzelliğiyle herkesi büyüleyen ama ruhu derin yaralarla bezeli Nastasya Filippovna arasındaki o tekinsiz gerilim hattında kalışı, aslında insanlığın karanlığı ile aydınlığı arasındaki ezeli savaşın bir tasviridir. Yazarın o polifonik, her bir karakteri kendi felsefi derinliğiyle konuşturan ve dramatik tansiyonu hiç düşürmeyen dâhice dili; bu eseri sadece bir dönem romanı olmaktan çıkarıp, insanın özündeki iyiliğe ve trajedisine adanmış ölümsüz bir edebi anıt haline getirir.