Dilek

Bizzat kendi elimizle yarattığımız kurallarımızın neden şimdikinin tam aksine, her birimizi koruyup gözetmediğini asla anlayamaz ve kabullenemeyiz. Hâl böyleyken ıstırabın bu yönünü engellemek konusunda ne denli başarısız olduğumuzu göz önüne alarak bir kez daha, değiştirilmesi imkânsız olgularla yüzleştiğimizi fark ederiz — üstelik bu kez karşımızdaki, kendi manevi karakterimizin bir parçasıdır.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Doğa üzerinde asla mutlak hakimiyet kuramayacağız; doğanın parçası olan bedenimiz daima fani, uyum sağlama ve başarı kabiliyetimizse sınırlı kalacaktır. Bunu kabul hareket kabiliyetimizi bütünüyle sınırlamamadığı gibi tam aksine yönümüzü tayin eder.
Bireysel özgürlük uygarlığın armağanlarından değildir. Uygarlığın doğumundan önce en geniş haliyle mevcuttur; fakat elbette o zamanlar fazla kıymeti yoktu çünkü birey onu savunma ihtiyacını nadiren duyuyordu.
Sayfa 38·Kitabı okudu
İnanç sahibi, nihayet kendini tanrının “gizemli buyrukları” üzerine konuşmak mecburiyetinde hissettiğinde aslında son tesellisinin ve onca ıstırabın içinde elinde kalan son zevkin koşulsuz teslimiyet olduğunu itiraf etmiş olur. Başına neler geleceğini öngörebilse muhtemelen böylesine dolambaçlı yolu tercih etmezdi.
Din, mutluluğa erişme ve ıstıraptan kaçınma yöntemini herkese eşit koşullarda dayattığı için tercihlere ve uyum sağlama yeteneğine dayanan bu oyunu engeller. Tekniği, hayatın değerini düşürerek gerçek dünyanın imgesini aldatıcı yöntemlerle çarpıtmaktır; bunun için zekâyı peşinen tehdit unsuru sayar. Bunun karşılığında insanları manevi açıdan çocuklaştırır ve onları kitlesel bir sanrıya sürükleyerek bireysel nevrozlardan korumayı başarır. Fakat bunun ötesinde pek de işe yaramaz.