! Yaşanmış bir korku memoratı !
Sevgili kitap ve korku severler, Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde, bir arkadaşımın dedesinden kalan bir evde yaşadığı ve asla unutamadığı tuhaf bir deneyimini kaleme aldığım 'Zımbıllı Tepe'nin Sesleri' isimli memoratım (gerçekten yaşanmış korku anlatısı), Sn. Mehmet Berk Yaltırık'ın @SonGulyabani YouTube kanalındaki Korku Fanzini'nin 5. sayısında okundu! 'Sizden Gelen Memoratlar' temasına uygun olarak hazırlanan bu bölümde, benim hikayem de 10.22 ile 17.11 dakikaları arasında yer alıyor. Bir yazar olarak, böyle değerli bir yayında kendi kaleme aldığım içeriğin seslendirilmesi inanılmaz bir his. Eğer gerçekçi, fantastik ögelerden uzak ve içinizi ürpertebilecek korku anlatılarını seviyorsanız, Korku Fanzini'nin bu bölümünü ve benim anlatımı aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz. ➡️ Video Linki: youtube.com/live/EReyLwNdTk... (10.22-17.11 arası) Sizlerin de bu tür anlatımlarla ilgili düşüncelerinizi merak ediyorum ? #korkufanzini #memorat #korku #gerçekhikaye #1000kitap #korkuanlatısı #songulyabani
Alıntı
Benim hikayem 11
Kur’an, küçüklüğümden beri hayatımda büyük bir yer tutmuştu. Her sene yaz tatillerinde Kur’an kursuna gönderildim. Herkes gibi, ben de Arapça okumayı öğrendim. Ama ne yazık ki, Kur’an’ın anlamını, mesajını derinlemesine araştırmak yerine, yalnızca okuma kısmına odaklanıldığını fark ettim. Arapça harflerle, kelimelerle boğulmuş bir dünyada büyüdük, ama çoğu zaman o kelimelerin ne ifade ettiğini sorgulamayı ihmal ettik. Kur’an kursu, aslında bize Kur’an’ı Arapça okumayı öğretmişti, ama anlamını öğrenmek, açıklamalarını tartışmak pek gündeme gelmezdi. Evet, Allah’ın kitabıydı ama ben, o kitabın içindeki derin anlamı, hayatı nasıl şekillendireceğini, insanları nasıl etkilemesi gerektiğini tam olarak anlayamıyordum. İnsanlar bize hep ‘Kur’an’ı oku’ derdi, ama hiç kimse o okuduklarımızın gerçek anlamını anlatma gereği duymazdı. Birkaç yıl önceye kadar, Kur’an’ı sadece bir kitap olarak görüyordum, tıpkı Arapça ezberlediğimiz bir metin gibi. Ama babamın ölümünden sonra bu sadece bir kitap değil, içindeki mesajla hayatıma yön verebilecek bir rehber olmalıydı. Birkaç farklı kaynağa göz attım, sadece Kur’an’a değil, diğer kutsal kitaplara da. İslam’ın öğretileri, birçok açıdan önceki kitaplarla paralellikler gösteriyordu. Birçok farklı hikaye, aynı temalar etrafında şekilleniyordu. Musa, İbrahim, Nuh… Her biri, başka bir kutsal kitapta da yer alıyordu. Birçok paralellik ve benzerlik vardı, aynı olaylar, aynı mesajlar… O zaman bir düşünce oluştu kafamda: Acaba Kur’an da, önceki kitapların bir devamı mıydı? Mesajlar benzerdi ama her biri farklı bir zaman ve koşulda verilmişti. Bu da bana şu soruyu sordurdu: Kur’an, gerçekten sadece Allah’tan mı gelmişti? Yoksa bu mesajlar, önceki kitaplardan alınan ilhamlarla mı şekillenmişti? Aklımda bu sorularla her gün yüzleşmeye başladım.
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Benim hikayem 10
Babamı kaybettikten sonra bir şey netleşti: Her şeyin bir sonu vardı ve bu son, insanın ne kadar güçlü olursa olsun, bir şekilde gelip buluyordu. Ama kayıp, sadece bedeni değil, ruhu da etkileyen bir boşluk bırakıyordu. Babamın kaybolduğu o an, içimde bir soru büyüdü; ‘Babam nereye gitti?’ Cevapsız kalan o soruyla her gün yüzleşmek, insanı yavaşça başka yerlere sürüklüyor. İnsan kaybettiği kişiyi sadece bedenin değil, ruhun da varlığını sorgulamaya başlar. Ve işte tam da o an, Allah’ın varlığını sorgulamaya başladım. Bir insanın arkasında bıraktığı boşluk, kendi içimde bir arayışa dönüşmeye başladı. Bu kaybı anlamak, sadece duygusal değil, derin bir entelektüel uğraş da gerektiriyordu. Allah’ı, doğruyu ve gerçeği aramak… Çünkü kaybın derinliğini ancak bir inançla doldurabilirdim. Babamın gidişi, bir tür uyanıştı; her şeyin sonu olduğu gibi, bu hayatın da bir anlamı olmalıydı. O yüzden araştırmaya başladım. İnandığım her şey, her öğrendiğim bilgi, bana biraz daha fazla yol gösterdi. Öncelikle Allah’ı daha derinlemesine araştırmaya karar verdim. İslam’ın öğretileri, bana hayatın anlamını öğretmeye çalışırken, bunun ötesinde başka kitaplar da okudum. Hristiyanlık, Yahudilik, Budizm, her inanç başka bir pencere açtı. Fakat hiçbir inanç bana tam anlamıyla kesin bir cevap vermedi. ‘Allah var mı, yok mu?’ sorusu kafamda dönüp duruyordu. Herkes, kendi inancının doğruluğunda o kadar emindi ki, kimse bir adım bile geri atmak istemedi. Ama ben, kaybın beni getirdiği noktada, bir adım geri atmak zorunda kaldım. Allah’a olan inancım, bir anda kör bir inanç olmaktan çıktı. O kadar çok farklı görüş vardı ki, birinin doğru olması gerektiğini kabul etmek, benim için korkutucu bir şey haline geldi. Kaybolanlar, kaybedilenler, öteki dünya, ölüm… Her şey birbirine karışmıştı. Ama işte
Benim hikayem 9
Bir sabah, her şeyin normal olduğu bir anda hayatımda başka bir boşluk daha belirdi Bu sefer kaybolan, ne eski bir dost, ne de yitirdiğim bir hayaldi; bu kez kaybolan babamdı… O an hissettiğim şey, ne acıydı ne de bir tür hüzün; sadece ağır bir sessizlikti, içimi yavaşça dolduran bir boşluk Bu kadar yakınken, bir insan nasıl bu kadar uzaklaşabilir diye sordum kendime? Ne kadar dirensem de, ölüm bir kapıydı ve babam o kapıdan geçti, geri dönmeyecek şekilde Ama geriye sadece bir soru kaldı: Benim için ne anlamı vardı, o boşluğun içinde yalnız kalmak? Bir insanı kaybetmek, hayatındaki bütün kırılganlıkları bir anda görmektir Kaybolan şeyin, sadece bir hayat olmadığını, bir dünyanın tamamıyla kaybolduğunu fark edersiniz Kaybettiğiniz kişi, aslında size her şeyi öğretmiş kişiydi ve bir anda onunla kaldığınız her anın değeri, bir ömrü bırakıp gidişiyle anlaşılır Babamı kaybettiğimde, tüm geçmişim de kayboldu sanki Onun sesini duyamamak, bir türlü ona son kez söyleyemediklerimi söyleyememek, içimdeki en büyük yara haline geldi Her şey bir anda hızla değişti, bildiğim her şeyden bir şey kaldı, geriye bir boşluk ve bir çöküş duygusu Kendi hayatımda bir kaybın nasıl acıtacağını ancak deneyimleyerek öğrenirsiniz, ama bunu kimseye anlatamazsınız, çünkü kelimeler o acıyı taşıyamaz Ve bir gün, bir yerde, yolun sonuna yaklaşıyormuşum gibi hissettim O kadar çok şey yaşadım, o kadar çok kaybettim ki, bir noktada gerçekten neye sahip olduğumu unuttum Babamı kaybettikten sonra bir süre kendimi kaybettim, her şey karmaşıklaştı, hislerim birbirine karıştı Ama bir gerçek vardı, her kayıp sonunda insanı bir yerlere götürüyordu Kendi içime yöneldiğimde, belki de kaybolanlar, aslında en çok hayatımıza dokunanlardı (Bölüm 11 devam edecek…)
Alıntı
Ben sana kitapların yazmadığı bilgileri de anlatırım sevgili
Ansiklopedik pespaye bilgileri boşver, onları aptal bilgisayar da biliyor. (Aptal bilgisayar cümlesi otonom şekilde bilgi bankasına bağlı bilgisayar sistemleri için kullanılan gerçek bir addır. Teknik adları bu şekildedir gerçek anlamda da, örnek banka bilgisayarları) Hayata dair, yaşama dair, tarihe dair (tarihi çok severdi meleğim) insana dair bildiğim ve öğrendiğim herşeyi âşkla paylaşırım. İnsan bilimine (antropoloji) Kuran'ı Kerim'i anlayarak bakmak. Meselâ bu konu hakkında meselâ sesli düşünürken Ünver Günay hoca müdahil olmuştu fikrime. O kadar derin bir konu ki linkini bırakayım aşağıya okursun inşallah hurma fidem benim.. Ünver hoca hiç kimseyle konuşmamasıyla meşhurdur. Bu ülkedeki en kıdemli din sosyolojisi hocasıdır kendisi. Hatta sohbetimiz Göbeklitepe de olmuştu. Çukurova ilahiyattan tanımayan ve sevmeyen tek bir hoca yoktu kafilemizde elhamdülillah. Mübalağa etmiyorum, o kadar çok eser okudum ki.. O kadar çok şairden ve önemli tarihçilerden öyle şeyler öğrendim ki elhamdülillah.. Aslında mesele sadece okumak değil, düşünmek benim işim biraz.. Yoksa herkes okuyor. Ama ne Gaspıralı İsmail beyi, İsmet Özel i, Cemil Meriç i Dücane Cündiolu, Said Halim Paşa, Zeki Velidi Togan, Rasim Özdenören, Erzurumlu İbrahim Hakkı bey.. ve daha şimdilik bakmadığım için aklıma gelmeyen bir çok gerçek düşünür ve yazarın ki, bugün kü nesiller üstad diye yâd ediyor bir çok eserlerini okudum ve düşündüm.. Bir dönem haftalık gazetelerde yazarlık yaptım. Cumhuriyet cemaatleri ve tarikatları başlığıyla makaleler yazdım. (Adım ve soyadımla rumuzsuz olarak) Birçok dergi ve yayın kuruluşundan Allah'ım razı olsun buyur aldım ama daha mühim meseleler için haftalık bir kaç makale şeklinde yazılar yazdım elhamdülillah. Sen bunları hiç bilmezsin. Birçok değerli kitap ve gazete yazarı
Hayat ve Aşk
Benim Hikayem
Bir varmış Bir yokmuş Sevda ve Vahap in bir bebekleri dünyaya gelmiş ama o bebek te hiç et yokmuş kemikleri görünüyormus. Doktorlar kadına bu bebek çok yaşamaz dese bile bebek büyümeye başlamıştı bebek doğuştan kronik böbrek yetmezliği hastasıymış. Bebek gel zaman git zaman biraz biraz büyümüş ama bela eksik olmuyormuş. İlk başta burnuna dolap düşmüş ve burnu kırılmış zaten hastaymış üzerine bu eklemesi olmuş. Daha sonra ilerleyen günlerde ise ona elektrik çarpmış ve daha sonrakiler de ise 2010 da kız böbrek ameliyatı olmuş annesi ona böbreğini vermiş. O kız gittikçe büyümüş ama sürekli olarak hastaneler de geçirmiş günlerini, 2020 de ise kız burun ameliyatı olmuş. Bu güzel kız sonunda liseden mezun olmuş olmuş ama hiç arkadaşı olmamış hep dışlanmış sırf hasta diye ama önüne hastalığı böbrek olsa da herkez ona özürlü veya engelli dermiş her neyse bu kız hastalığı yüzünden derslere odaklanamaz olduğu için üniversitesi sınavını kazanamamış. Tam 11 yıl bu güzel anları olmuş fala o 11 yıl sonra annesinin ona verdiği böbrek iflas edince kız yeniden diyalizlere girmeye başlamış. Şu anda bile diyalize girip çıkıyordu hemde bu sefer sağ göğsünde katater takılıymış. O kız hayatına devam ediyor du bu şekilde SON...