Kadir akgun

Kadir akgun
@Kadirakgun16
Ölüm özgür kılar ancak bir köleyi
Ögrenci
Uludağ üniversitesi (iktisadi idari bilimler)
Bursa
Bursa
34 okur puanı
Kasım 2019 tarihinde katıldı
Bir gün hayatın anlamını sorguladığında, şunu hatırla: Yaşadığın her an, ölümün yavaş bir yaklaşmasından başka bir şey değil. Ve insanlar, bu kaçınılmaz sona doğru yürürken; kimisi bu gerçeği inkar ederek avundu, kimisi unutarak mutlu oldu, kimisi ise bu gerçeği kabullenip yaşamın her saniyesini bir zafer gibi yaşadı. Peki ya sen? Kendi hayatının sahibi misin, yoksa yalnızca onun bir seyircisi mi?
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Pek çok insan özgürlüğü aradığını sanır, oysa aslında aradıkları yalnızca rahat bir köleliktir.
Alıntı
“Gerçek özgürlük, başkalarının ne düşündüğüne aldırmamayı öğrendiğin an başlar.” – Jean-Paul Sartre
1000Kitap
Benim hikayem 11
Kur’an, küçüklüğümden beri hayatımda büyük bir yer tutmuştu. Her sene yaz tatillerinde Kur’an kursuna gönderildim. Herkes gibi, ben de Arapça okumayı öğrendim. Ama ne yazık ki, Kur’an’ın anlamını, mesajını derinlemesine araştırmak yerine, yalnızca okuma kısmına odaklanıldığını fark ettim. Arapça harflerle, kelimelerle boğulmuş bir dünyada büyüdük, ama çoğu zaman o kelimelerin ne ifade ettiğini sorgulamayı ihmal ettik. Kur’an kursu, aslında bize Kur’an’ı Arapça okumayı öğretmişti, ama anlamını öğrenmek, açıklamalarını tartışmak pek gündeme gelmezdi. Evet, Allah’ın kitabıydı ama ben, o kitabın içindeki derin anlamı, hayatı nasıl şekillendireceğini, insanları nasıl etkilemesi gerektiğini tam olarak anlayamıyordum. İnsanlar bize hep ‘Kur’an’ı oku’ derdi, ama hiç kimse o okuduklarımızın gerçek anlamını anlatma gereği duymazdı. Birkaç yıl önceye kadar, Kur’an’ı sadece bir kitap olarak görüyordum, tıpkı Arapça ezberlediğimiz bir metin gibi. Ama babamın ölümünden sonra bu sadece bir kitap değil, içindeki mesajla hayatıma yön verebilecek bir rehber olmalıydı. Birkaç farklı kaynağa göz attım, sadece Kur’an’a değil, diğer kutsal kitaplara da. İslam’ın öğretileri, birçok açıdan önceki kitaplarla paralellikler gösteriyordu. Birçok farklı hikaye, aynı temalar etrafında şekilleniyordu. Musa, İbrahim, Nuh… Her biri, başka bir kutsal kitapta da yer alıyordu. Birçok paralellik ve benzerlik vardı, aynı olaylar, aynı mesajlar… O zaman bir düşünce oluştu kafamda: Acaba Kur’an da, önceki kitapların bir devamı mıydı? Mesajlar benzerdi ama her biri farklı bir zaman ve koşulda verilmişti. Bu da bana şu soruyu sordurdu: Kur’an, gerçekten sadece Allah’tan mı gelmişti? Yoksa bu mesajlar, önceki kitaplardan alınan ilhamlarla mı şekillenmişti? Aklımda bu sorularla her gün yüzleşmeye başladım.
Alıntı
Benim hikayem 10
Babamı kaybettikten sonra bir şey netleşti: Her şeyin bir sonu vardı ve bu son, insanın ne kadar güçlü olursa olsun, bir şekilde gelip buluyordu. Ama kayıp, sadece bedeni değil, ruhu da etkileyen bir boşluk bırakıyordu. Babamın kaybolduğu o an, içimde bir soru büyüdü; ‘Babam nereye gitti?’ Cevapsız kalan o soruyla her gün yüzleşmek, insanı yavaşça başka yerlere sürüklüyor. İnsan kaybettiği kişiyi sadece bedenin değil, ruhun da varlığını sorgulamaya başlar. Ve işte tam da o an, Allah’ın varlığını sorgulamaya başladım. Bir insanın arkasında bıraktığı boşluk, kendi içimde bir arayışa dönüşmeye başladı. Bu kaybı anlamak, sadece duygusal değil, derin bir entelektüel uğraş da gerektiriyordu. Allah’ı, doğruyu ve gerçeği aramak… Çünkü kaybın derinliğini ancak bir inançla doldurabilirdim. Babamın gidişi, bir tür uyanıştı; her şeyin sonu olduğu gibi, bu hayatın da bir anlamı olmalıydı. O yüzden araştırmaya başladım. İnandığım her şey, her öğrendiğim bilgi, bana biraz daha fazla yol gösterdi. Öncelikle Allah’ı daha derinlemesine araştırmaya karar verdim. İslam’ın öğretileri, bana hayatın anlamını öğretmeye çalışırken, bunun ötesinde başka kitaplar da okudum. Hristiyanlık, Yahudilik, Budizm, her inanç başka bir pencere açtı. Fakat hiçbir inanç bana tam anlamıyla kesin bir cevap vermedi. ‘Allah var mı, yok mu?’ sorusu kafamda dönüp duruyordu. Herkes, kendi inancının doğruluğunda o kadar emindi ki, kimse bir adım bile geri atmak istemedi. Ama ben, kaybın beni getirdiği noktada, bir adım geri atmak zorunda kaldım. Allah’a olan inancım, bir anda kör bir inanç olmaktan çıktı. O kadar çok farklı görüş vardı ki, birinin doğru olması gerektiğini kabul etmek, benim için korkutucu bir şey haline geldi. Kaybolanlar, kaybedilenler, öteki dünya, ölüm… Her şey birbirine karışmıştı. Ama işte