Uçurtma Avcısı'nı lisede okumuş ve çok sevmiştim. Hüzünlü bir kitaptı. Bu kitap da yıllardır kitaplığımda, çok üzüleceğimi biliyorum diye okumaktan kaçınıyordum. İlk üç yüz sayfasını soluksuz, heyecanla, iki üç günde okuduğum ancak daha sonraki sayfaları stresten, dizlerimin bağı çözüldüğü için günlerce beklettiğim kitap. Beni hep çok etkiliyor bu tarz kitaplar. Okumaya bile tahammül edemediğimiz acıları yaşayan kızkardeşlerimizin olduğunu bilmek ne acı!
Kitapta öyle çok betimleme var ki ben olayları merak ettiğim için, Meryem ve Leyla'ya ne olacak telaşından, özellikle kitabın sonlarına doğru bazı betimlemeleri atlayarak okudum. Betimleme seven bir okursanız, film izliyormuş gibi okuyabilirsiniz kitabın tamamını.
Kitapla ilgili de kitabın anlattıklarıyla ilgili de söylenecek bir sürü söz olması ama ne söylersek söyleyelim yetersiz kalacak olması ne garip.
"Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima, mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma, Meryem." demişti Nana. Suçlayan parmakların; artık yönünü şaşırması ve kadınlardan elini çekmesi dileğiyle...