Elimden gelseydi, kitabın giriş bölümünü cebren yahut hileyle, bende okurum diyen herkese okuturdum fakat şimdi alıntı vermekle yetineceğim. Bloom, her şeyin evvelinde okumaya bizi bu kadar tamahkar kılanın, bize bu fırsatı sağlayan ve bu eşsiz zevk zeminini hazırlayanın yalnızlık olduğunu ileri sürüyor. Yalnızlığın sağladığı en büyük zevklerden biri de, iyi okuyabilmektir. Woolf, Bacon, Borges gibi kendi gurmelerini saydıktan sonra nihai kararını sunuyor, İster, kitab-ı mukaddes okuyor olun, ister Shakespeare, okumanın maksadı temelde kendini değiştirmeye hazırlanmaktır. Bu nihai değişim ise, evrenseldir. Çelişki veya ret, inanmak veya kanıksamak, konuşmak veya tartışmak için değil de tartmak ve düşünmek için okumalıyız diye süregiden serdinde, okumanın insan en insani kısımlarına dokunan yönünü açığa çıkarıyor. Okumanın bizde teşvik ettiği, kızdırdığı, itelediği en temel, en öz, en insanoğlu güdümüz. Düşünmek. Alıntıları verdiğimde bu düşünmenin biçimi, sureti, içyüzü ve manası hakkında en azından Bloom’casına şahit olunabilir.