Bahçende güllerin açmasını istiyorsan gülleri boşver ve gül ağacına önem ver. Onu besle, su ver, yeterli ışık almasını sağla. Eğer herşey doğru yapılırsa zamanı geldiğinde güller açacaktır. Erken açmalarını sağlayamazsın, onları zorlayamazsın. Ve bir gülden daha kusursuz olmasını isteyemezsin.
Seni incitmek istemem ama elimden birşey gelmiyor, sana gerçeği söylemek zorundayım:
Sen aşkın ne olduğunu bilmiyorsun. Bilemezsin çünkü henüz bilincinin derinliklerine inmemişsin. Henüz kendi deneyimini yaşamamışsın, kim olduğun hakkında hiç bir fikrin yok. Bu körlükte, bu cehalette, bu bilinçsizlikte aşk filizlenmez. Sen bir çölde yaşıyorsun. Bu karanlıkta, bu çölde aşkın çiçek vermesine imkan yok.
Verecek neyin var ki senin? İçin öylesine bomboş ki...Varlığında hiçbir şey yetişmiyor, hiçbir şey yeşermiyor. İçinde hiç çiçek yok; senin baharın henüz gelmemiş.
Aşk neden bu kadar acı veriyor?
Aşk acı veriyor çünkü mutluluk yolunu açıyor. Aşk acı veriyor çünkü değişime yol açıyor; aşk bir mutasyon. Her türlü değişim acı verir çünkü yeni uğruna eski geride bırakılır. Eski olan tanıdıktır, güvenlidir, korunaklıdır, yeni olan ise tamamen bir bilinmezdir. Daha önce keşfedilmemiş denizlere yelken açarsın. Yeni söz konusu olunca aklını kullanamazsın; eskisinde ise akıl işe yarar. Akıl ancak eskisinde çalışır; yenisinde hiçbir işe yaramaz.
O yüzden korku başgösterir. Eski, rahat, güvenli, kolayına giden dünyayı geride bırakınca acı ortaya çıkar. Ana rahminden dışarı çıkan çocuk aynı acıyı duyar. Yumurtadan çıkan kuş aynı acıyı duyar. İlk kez uçmaya çalışan kuş da öyle. Bilinmeyene duyulan korku ile tanıdık olanın güvencesi, bilinmeyenin yarattığı güvensizlik, bilinmeyenin öngörülmezliği insanı çok korkutur.