İntikamımla beraber öldüm.
Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm Once sesin gelir aklıma Sonra cumartesi geceleri gelir Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum Bir yağmur yağsa beraber ıslansak.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Sevmiyorum artık seni
Sevmeyen biri için de yapacak birşeyim yok yaptığı saygısızlık.Sadece eğlence.Yaziyorum gördüğü yok Begüm denen salakla aralarında boktan şeyler konuşmalar dönüyor ama aklın varsa evlen onunla o zaman.Sevmiyorsa ne olayım bunu.Kiz erkek arkadaşlığına da inanmıyorum illa ki bir taraf mallık yapıyor.Hele ki onun bunun kıçına bakan erkek yok öyle birşey sen fesatsin deseydi siktir git cehenneme kadar yolun var derdim.Ben artık bu saçmalıklara tahammül edecek değilim.Git seninle beraber yaşayacak kıç baş açacak hayatını yaşayacak bir mal bul aynı kafafan meslekten.Benim en çok sinirime dokunan da bana çeşitli imalarla oyun yapıyorsun yazsan umrunda değil ama benimle oynayıp üzmeye devam ediyorsun artık oe misin diye sorcam yani başka yol kalmadı derdin ne lan senin?Ağzımı da sen bozdun ben böyle biri de değildim.Beni iğrenç bir insan yaptın sinirden.
Hayırlı Cumalar
"Şüphesiz ki her güçlükle beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah 94/6)
Yıllarca hangi sektörde çalıştıysam arkamdan iş çevirenler haricinde yönetimlerden herhangi bir kişinin hep psikopat olduğunu söylediler. En son şimdi bir yerde çalışıyorum, ilk işe girdiğimde yönetimden bir bayanı ağır şizofrenmiş gibi anlatmışlardı. Sözde bayanın gözü kime çarparsa işten çıkarıyormuş. Ben bayanla oturup beraber çay içmediğim kalmadı. Bayan psikopatsa bana niye gelip hal hatır soruyor, kolay gelsin vs. diyor? Birde ablam yaşında. Ablam olsa "bak örnek al lan mal değneği" derim yani 😉
ÎTİKADÎ MESELELERDE OBJEKTİF OLMAK, TUZAKTIR!..
Blain Brown'un Sinematografi isimli eserini bir dostumun tavsiyesiyle okumuştum. Teknik kısımlarını anladığımı söyleyemem. Ancak teorik kısımları hakikaten öğreticiydi. Mesela şu dediği hep aklımdadır. (Elbette mânâca naklediyorum:) "Eğer kuralları değiştirmek istiyorsan öncelikle o kuralların niçin konulduğunu öğrenmelisin." Neden böyle söylüyordu Brown? Çünkü kuralların konuluş hikmetini-faydasını bilmeden yapılacak değişiklikler "geliştirme" değil "bozma" olurdu. Sinema gibi yenilikçiliğe meyyal bir meslek kolunda olsanız bile, bir kuralı "ne işe yaradığını bilmeden" değiştirmeye kalkarsanız, faydadan çok zarar getirirdiniz. Geleneğin üzerinde yükseldiği tecrübeyi anlamaya çalışmak bu nedenle çok önemliydi. Eline her kamera geçiren sinemayı baştan yazamazdı. Yoksa rezil olurdu. Kon-Tiki de birçok eleştiri yapar bu açıdan modern bilimcilere. Thor Heyerdahl'ın Peru'dan Polinezya kıyılarına bir salla yolcuğulunu anlatan Kon-Tiki, filmindeki maceracılığın aksine, aslında bilimin tecrübeyle gelen bilgiye karşı körleşmesini irdeler. Kitap boyunca Heyerdahl'ın en çok kafayı taktığı konulardan birisi budur. Bilimciler kafalarının içindeki "olurluk-olmazlık" içinde öyle boğulmuşlardı ki sahada nelerin başarılıp-başarılamayacağını koltuklarından kalkmadan tâyin etmeye çalışırlar. Halbuki insanlığın binlerce yıllık tecrübesi de epeyce bir sınanmışlık içermektedir. Kulak verilmesi gerekir. Kendisi kulak verir. Başarır. Kitaptaki misallerden birisi, yanlış hatırlamıyorsam, kutup bölgesinde seyahat eden kâşifin başına gelenlerdir. Yerlilerin fermuar türünden şeyleri kemikten yapmalarını cahillikten sanan kâşifimiz çadırına döndüğünde kötü bir sürprizle karşılaşır: **Metalden yaptığı hiçbir şey açılmamaktır. Hepsi soğuktan kenetlenmiştir. Yolculuğunda büyük
Edebiyat Üslup
Reklam
Reklam