Çoğu Rus klasiğinde olduğu gibi Savaş ve Barış'a başladığımda ilk bölümlerde kendimi içinden çıkılmaz bir karakterler saldırısı altında hissettim. Özellikle alışık olmadığımız isimler, hitaplar sizi endişelendirmesin. Okudukça olaylar berraklaşıyor karakterler yerlerine oturuyor.
Kitabı sadece savaş ve beraberinde getirdiği barış kavramları çerçevesinde düşünmek, kitabın isminden dolayı biraz yanıltabilir. Kitapta söz konusu savaş Napolyon'un Rusya'yı işgalidir. Ama bu arka planda verilen bir savaştır. İçeriğin çoğu savaşın Rus toplumundaki etkisi ve yarattığı değişimdir. Ve bazı yerlerde Piyer üzerinden bireyin değişimidir.
Kimi bölümlerde savaşın gereksizliğine vurgu yapar ve savaşlarda yaşanmış tonlarca suçun aslında cezasız kaldığı üzerinde durur. "Milyonlarca insan birbirine karşı, dünyanın bütün mahkemeleri asırlarca uğraşsalar kayıt altına alamayacakları sayısız suç işledi."
Kitabın en güzel bölümlerinden biri de iktidar kavramı üzerinde durduğu bölümdür. İktidar, kitlenin iradesinin tek kişiye verilmesidir der Tolstoy. Monarşi'de bu iktidar tek kişidedir. Bu kişi iktidarın yani halkın iradesinin sonsuz gücüne sahiptir. Oligarşi'de bu irade küçük bir zümreye verilmiştir. Şimdi demokrasiye gelelim. Demokrasi halkın belli bir süreliğine yöneticilerini kendisinin seçmesidir. Bilindiği gibi bu seçilenler de kendi aralarında (bazen direkt halk tarafından) birini seçerler. İktidar kısmi olarak bu kişide toplanır. Aslında demokrasi monarşiyi biraz yumuşatmıştır kanımca.
Tolstoy'un tarih ve özgürlük hakkındaki düşüncelerini merak edenler son bölümlere dikkat ederek kitabı okuyabilirler.
İnsan aklı olayların nedenlerini bir bütün olarak anlayamaz. Ama nedenleri arayıp bulma ihtiyacı insanların ruhunda vardır. Olayların, her biri tek başına neden olarak görülebilecek sayısız ve karışık koşulunun derinine inmeyen insan aklı karşısına ilk çıkan, anlaşılmaya en yakın nedene sarılır ve "İşte neden bu." der. 2.cilt 557