Düşüncesi şöyle: "Kültürel açıdan bakıldığında,insanları dokuz kez başarısız oldukları için övmenin,bir kez başarılı oldukları için övmekten daha önemli olduğunu iddia ediyorum."
Eyledi bu dar-ı talimi bina sıbyan çün Sevgili metbü'una celbi duadır matkabı Öyle feyz insan kıl Ya Rab bu darül ilme kim
Gıbta bahşa-yı fuhul olsun okuyan her sabi Sahib-i hayrın da Hakk dünyasını mamur idüp
Eylesün ruz-i cezada mazhar-ı lutfı Nebi Düştü bir tarih-i ter sıbyana Badi müjde-ber Yıktırıp yaptı Mehammed Bey güzel Taş Mektebi
Profesör Do'nun Göz Kliniği
Bu kitap bir hastanenin koridorlarında geçiyor gibi görünse de aslında insan zihninin karanlık odalarında dolaşıyor. Profesör Do karakteri; soğukkanlı, hesapçı ve mesafeli. Onun dünyasında duygular ikinci planda, kontrol birinci sırada. Klinik ise steril bir mekândan çok daha fazlası: güç dengelerinin, etik sorgulamaların ve görünmeyen hesapların döndüğü bir alan.
Yazar, “görmek” kavramını ustaca bir metafora dönüştürüyor. Burada mesele sadece gözle görmek değil; gerçeği kabul edebilmek. Dil sade ama etkili. Gereksiz uzatmalar yok. Cümleler kısa, net ve keskin. Her paragraf bir teşhis gibi; önce rahatsız ediyor, sonra düşündürüyor.
Kitap ilerledikçe okuyucu şunu fark ediyor: İnsan en çok kendi körlüğünden korkmalı. Çünkü bazen gözler açıkken bile gerçek görünmez. Roman, bilimin ışığıyla vicdanın gölgesini karşı karşıya getiriyor ve okuru tek bir soruyla baş başa bırakıyor: Gerçeği gerçekten görmek istiyor musun?