Yas, kaçınılmaz olarak, sevilen bir kişinin ya da onun yerine geçen bir şeyin, örneğin vatanın, özgürlüğün, bir idealin vb gibi soyut bir şeyin kaybına yönelik bir tepkidir.
Depresyonda, iletişimin yitimi ve bunun uzantısı olarak da, yaşayabilmenin yitimi öyle bir yoğunluk gösterir ki, kişinin varoluşunun tamamı kansız, cansız ve boş olur, insanın karşısındaki
her gelecek engelli gibidir, hayatın yerini yıkım ve umutsuzluk
gerçekliği almıştır. Girişimcilik ve doğallık can çekişmektedir;
kaygı, yitmişlik hissi ve zayıflık artmıştır; hayatın bir-parçası-
olmayı-istemez-olmak, hatta hatta artık-hayatın-bir-parçası-
olamamak, melankolinin anahtar kelimesi olur. Scheler’e göre
zamansallıgın yaşanmışlığını oluşturan program ve planlarla
yaşanmaz olur; hayat geçmişe dönüktür, sadece yitmişlik de
neyimlerinin etrafında dönüp durmaktadır.
Anlamdan yoksun insanların eylemlerinde, deliliğin, ruhumuzun en kuvvetli işleriyle nasıl da uyuştuğunu görürüz. Delilik ile
özgür bir ruhun cesur yükselişleri, olağanüstü ve yüksek bir erdemin etkileri arasındaki mesafeyi algılamanın olanaksız olduğunu
kim bilmez ki? Platon, melankolik insanların bilime daha meyilli
ve daha üstün olduklarını söyler ve deliliğe bu kişilerden daha meyilli olan da yoktur. Sonsuz ruh vardır ki, kendi güç ve uysallığına kapılmıştır. İtalyan şairlerince uzun zaman yaşatılmış antik ve saf şiirin ruhuna uyan, ona en çok nüfuz eden, en usta adam kendi heyecan ve tutkusu nedeniyle nasıl bir sıçrama yaptı şimdi? O bunu
kendi ölümcül canlılığına borçlu değil mi? Bunu gözlerini kör etmiş o aydınlığa borçlu değil mi? Ona mantığını kaybettirmiş olan şey, mantığa ilişkin net ve gergin kavrayışı değil mi? Onu aptallığa sevk etmiş olan şey, bilimlere yönelik meraklı ve çalışkan araştır
maları değil mi? Onu melekesiz ve ruhsuz kılmış olan şey, ruhun melekelerine yönelik o nadide yatkınlığı değil mi?
Hiçbir şeyden psikiyatrların eline düşmekten korktuğum kadar korkmadım. En nihayetinde ancak bela getiren diğer bütün
doktorlar bile, psikiyatrların yanında nispeten daha az tehlikeli
kalır çünkü toplumumuzda psikiyatrlar kendi aralarında hâlâ büyük bir dayanışma içindedirler ve dolayısıyla bir şekilde dokunulmazlığa sahiptirler ve onların dostum Paul’e tamamen vicdansızca
uyguladıkları terapötik yöntemleri uzun yıllar boyunca inceleme
imkânına sahip olduğumdan, önceden zaten duyduğum korku
daha da şiddetli bir korku halini aldı