“Katlanılmaz olduğumu biliyorum. Bu şekilde devam edemem. Sabahlarım dehşet içinde geçiyor. Çalışmak zorunda olan bir hastayım. Gerçekten de endişeliyim. Sanki kronik bir duruma girdim: Hani sanki bu benim içime girdi. Aklım öylesine karışık ve ben öylesine umutsuzum ki. Ruh halim değişmiyor. Kendimi, uçurumdan aşağı yuvarlanır gibi hissediyorum. Bu tatil günlerinde ilerleme kaydetmeliydim: Gerilememeliydim. Dün, tekrar işe başlamak zorunda olmam bana dehşet veriyordu. Böyle bir acı çekilebilir mi?
Bu size insanca geliyor mu? Hayatım bu benim. Bu halin dışında olan kişi, bu halden çıkmanın imkânsızlığını anlayamaz. Ölmeyeceğimi umarım.”
“Utanç hissediyorum. Dün sabah kendimi küçümsüyordum. Bu gibi anlarda kendimi kontrol edemiyorum. Bu acıya daha ne kadar katlanabileceğim? Sonsuza dek süren depresyonlar var, benimki de bunlardan biri. Bu acının içine öylesine batmış durumdayım ki, mideme oturmuş bu yükün kalkması bana imkânsız geliyor.
Size inanmıyorum neredeyse; iyileşeceğimi duymak bana neredeyse olanaksız geliyor. En beter umutsuzluktan bir ölçüde huzura varmak. Beni bir tek iyileşmek ilgilendiriyor. Bu, fiziksel ağrıdan da şiddetli bir şey. Böyleyken kendimi diğerlerinden ayrı: uzaydan gelmiş gibi hissediyorum.”
“Kendimi herkesten bu kadar uzak hissediyor oluşum beni derinden kaygılandırıyor; ama söylediklerinizden hoşnudum. Sorumluluk karşısında boğulduğumu hissediyor olsam da, belki de,
yarınlar o kadar da uzak değildir.”