Çocuk doyduğu halde, "Hayır doymadın; önüne koyduğumu bitireceksin," diye ısrar edildiğinde, çocuğa şu mesajlar verilmektedir:
1. Sen ne zaman doyup, ne zaman doymadığını bilemezsin.
2. İçinden gelen doyma duygusuna inanma, benim dediğimi
yap.
Çocuk, bu tür deneyimleri biriktire biriktire bir sonuca ulaşır. Çocuğun ulaştığı sonuç şudur: Kendi hayatımı nasıl yaşayacağım konusunda yetersizim, kendime değil, otorite olarak gördüğüm bir büyüğüme güvenmeliyim.
Daniel Goleman, Türkçeye Duygusal Zeka ve İş Başında Duygusal isimleriyle çevrilen iki kitabında iş yaşamında başarı üstüne yapılan araştırmaları inceleyip şu gerçeği ortaya koyar. Başarının temelinde, yüzde doksanın üstünde duygusal zeka bulunmaktadır. Duygusal zekanın temelinde ise özgüven, yani kişinin kendi başına bir şeyi yapabileceğine olan güveni yatar.
Bilgiyi temel alan akademik veya zihinsel zeka adı verilen faktörün başarıya katkısı ise sadece yüzde dört-beş dolaylarında olmaktadır.
Aslında her organizma gibi insanlar da en az gayretle en çoğu elde etmek ister. Bilim buna, 'en az gayret ilkesi' adını veriyor. Hayvanlar amaçlarına ulaşmak için en az gayret isteyen yolu seçer. Onun için köylüler merkeplere 'yol mühendisi' der. İki köy arasındaki en az gayret isteyen yolu merkep bulur. Bu ilke, aslında canlılar dışında, su ve elektrik için de geçerlidir; onlar da en az dirençle karşılaşacakları yolu seçer.