Unutmamalıdır ki, terbiyenin bir rolü düşmüşü
kurtarmak ise, diğer bir rolü de henüz düşmemişi korumaktır. Bu bakımdan da okullarımızın ne yazık
ki ne kadar geri ve zavallı bir vaziyette olduğunu söylemek zorundayım.
Kibarlıkta aşırılık ise, genellikle mayadaki
kabalığı örtmek için bir maskedir. Kötü mayalı bir insandaki terbiye ve kibarlık sırf bir ciladır. V e
cam üzerindeki boya gibidir. Kabukta kalır. Mayaya ve öze asla işlemez. V e gerçek anlamıyla iyi
insan, terbiye kumaşından dikilmiş süslü bir elbise değil, iç yüzü ve hamurunun mayası ile insandır.
Kısacası terbiye sadece huyların kötüsünü perdeler. V e kişinin iç yüzünü değiştirmez.
“Zerdüz palan
vursan da eşek, yine eşektir.
” (Altın semer vursan da eşek, yine eşektir) Şeyh Sadi’nin dediği gibi
“Kurt yavrusu insanlarla birlikte büyümüş olsa bile yine kurt olur.
Gönül ister ki, okullarımız, ilkinden yükseköğrenimin sonuna kadar, derece derece gençlere
öğrenme ve yetişme yolunda güvenle yürümenin yolunu öğretsin; çalışıp başarılı olmanın sırrını
göstersin. Okul, bilgi üreten bir fabrika halinde çalışmasın ve gençlerin yalnız zekâları üzerinde
kalmasın, iradeleri üzerinde de dursun ve onların ruh terbiyelerini yapsın. Çünkü insanın kıymet ve
kuvveti, bilgisinin genişliğinde olmaktan çok, benliğine sahip ve iradesine hâkim olabilmesinde; iyi
huylarında ve ruh terbiyesindedir. İrade ve ruh terbiyesi ise, ayrı bir iştir. Bu, ders ve kitap okuyup
ezberlemekle elde edilmez. Bununla beraber, herkes biliyor ki, haddini aşan sınıf mevcudu ile dolup
taşan okullarımızın hiç üzerinde durmadığı işlerden biri budur.