sevdiklerine sarılıp küçük kızını kucağına aldığında o minik bedeni, o yumuşak elleri avuçlarında hissettiğinde bir kez daha anladı ki insan insanın zehrini alır.

“Leyla bir albayın kızıydı. Hayatın her zerresinde, bir askerin titizliği ile kurallara uyan, çizilmiş yolların dışına çıkmayı asla düşünmeyen, yaşamını düzenin ve disiplinin bir nişanesi olarak gören albayın kızı da uyumlu bir öğrenciydi; notları kusursuzdu, defterleri milimetrik bir düzenle işlenmişti. Verilen görevleri harfiyen yerine getiren bir yapıya sahipti; sanki hayatı, bir çizgi üzerinde ilerleyen, her hamlesi önceden hesaplanmış kusursuz bir matematik problemidi, sayılar arasında güvendeydi. Aşk, onun çözülemeyecek denkleminde bir bilinmeyendi ve o, bu denklemi çözmek için ne bir çaba sarf ediyor ne de bir merak taşıyordu içinde, sadece görmezden geliyor, varlığını yok sayıyordu.