Kitaba okuyayım da hızlıca bitsin şeklinde başlamıştım ama özellikle yarısından sonra okuma isteğim kaçtı. Kendimi zorlayarak bitirdim diyebilirim.
Aslında yazım tarzı olsun, olaylar olsun, bu kitap birincisinden bir tık daha iyiydi diyebilirim.
İlk defa bir karaktere kanım ısındı, Daniel. Diğer karakterleri okurken nedense duyguları pek hissedemiyorum, bana geçmiyor, böyle iki boyutlu karakterler gibi geliyor.. Derinliksiz, yüzeysel. Daniel karakteri iyiydi ama, beğendim.
Güçleriyle alakalı az da olsa birkaç şey görebildik. Daha çok şey görmeyi tercih ederdim. Yani güpgüzel bir konu var, ordularla savaşa gidiliyor. Şu diğer büyücülerin neler yapabildiğini antrenmanlarında görseydik ya biraz. Yerkırıcıların, sugüdücülerin, ateşgüdücülerin, hepsinin potansiyelini ve gücünün nerelere uzandığını görmek istiyordum. Birbirleriyle savaşsınlar, biraz etkilenelim. Ama yazar öyle bir yazmış ki... Romantizmle alakalı her şeyi en detayına inerek, diğer yerleri, asıl merak ettiğim noktaları iyi geçti falan deyip geçiştirmiş resmen.. Keşke tam tersi olsaydı, veya dengeli olsaydı.
Biri saldırıyor mesela, kimse anında gücünü kullanmıyor, kullanması için illaki biraz zaman geçiyor. O da garip geldi.
Siyah alay sanırım beş kişiden oluşuyordu. Başka birini göremedik çünkü kitap boyunca.
En saçma sapan yerlerde karakterlerin kahkaha atması çok saçmaydı.
Biraz Larelle ilgili de konuşmak istiyorum. Bence hak ediyor. Larel karakteri ilk kitapta ilk defa göründüğünde bana siyahlar içinde soğuk mesafeli ve güçlü biri gibi gelmişti ve çok hoşuma gitmişti. Çocukluğundan beri eğitim alan bir büyücü kendisi, yani yıllardır. Abi bu kız neden ilk kitaptan beri sadece hizmetçilik yapıyor. Vhallayla ne ara can ciğer kuzu sarması oldukları ayrı bir konu, tamam arkadaş olmuş olabilirler bir