Bu yolculuk boyunca niçin Vietnam kırsalında feci hastalandığım o günü düşünüp durduğumu işte o an anladım. Belirtilerimin en kötüsü -odayı döndürüp duran bulantı- dursun diye ilaç istediğimde, doktor bana şöyle demişti: "Bulantına ihtiyacın var. Bir mesaj bu, bu mesajı dinlememiz gerekiyor. Sorunun ne olduğunu o söyleyecek." O belirtiyi görmezden gelseydim ya da sustursaydım böbreklerim iflas edecekti ve ölecektim.
Bulantınıza ihtiyacınız var. Çektiğiniz acıya ihtiyacınız var. Bir mesaj bu, bu mesajı dinlememiz gerekiyor. Dünyanın dört bir yanında depresyon ve kaygı yaşayan onca insan bize bir mesaj gönderiyor. Bize yaşam tarzımızda bir terslik olduğunu söylüyorlar. O acıyı boğmaya, susturmaya ya da patolojikleştirmeye çalışmayı bırakmamız gerekiyor. Onu dinlememiz ve ona saygı göstermemiz gerekiyor. Kaynağını görmemizin tek yolu o acıyı dinlemekten geçiyor ancak o zaman, gerçek nedenlerini görebildiğimizde o acının üstesinden gelebileceğiz.
Hayatın kıt kaynaklar için sürdürülen bir savaş olduğunu düşünmeye alıştırılmışız - "zekâ gibi şeyler söz konusu olduğunda dahi bu böyle; insan zekâsının dünya üzerinde ne kadar büyüyebileceğinin bir sınırı yok oysa". Sen daha akıllı olduğunda benim zekâm azalmıyor - ama azaldığını düşünmeye alıştırılmışız.
Kanser hastası birine aklını başına topla diyerek efelenmezsiniz; depresyon ya da şiddetli kaygıdan muzdarip olan birine bunu yapmak da aynı ölçüde zalimliktir. Depresyonun bir damga olmaktan çıkmasının yolu sabırla bunun da diyabet ya da kanser gibi fiziksel bir hastalık olduğunu açıklamaktan geçiyordu.
Modern feminizm öncesinde, 1950'lerde yaşayan bir ev kadınını düşünün. Bu kadın, doktoruna gidip ciddi bir sıkıntısı olduğunu söy lüyor: "Bir kadının isteyebileceği her şeye sahibim. İhtiyaçlarımı karşılayan iyi bir kocam var. Etrafı çitlerle çevrili hoş bir evim var. İki sağlıklı çocuğum var. Arabam var. Mutsuz olmam için hiçbir neden yok. Ama şu halime bakın kendimi korkunç hissediyorum. İçimde bir arıza olmalı. Rica etsem bana biraz Valium yazabilir misiniz?"
Feminist klasiklerde bu tür kadınlardan çok bahsediliyor. O dönem böyle şeyler söyleyen milyonlarca kadın vardı. Ve söylediklerinde samimiydi bu kadınlar. Oysa şimdi zaman makinesiyle geçmişe gidip bu kadınlardan biriyle konuşacak olsak şöyle deriz: Kültürün ölçütlerine göre bir kadının isteyebileceği her şeye sahipsin. Kültürün ölçütlerine göre mutsuz olman için hiçbir neden yok. Ama biz bugün kültürün ölçütlerinin yanlış olduğunu biliyoruz. Kadınların ev, araba, eş ve çocuklardan daha fazlasına ihtiyacı var. Eşitliğe, anlamlı bir işe ve özerkliğe ihtiyaçları var.