Fakat, mesele bu değildi; mesele, bir şeyleri, sıcak bir çorbanın kokusunu duyar gibi hissedebilmekti. Bense bunu hiç becerememiştim. Ne tabiatı, ne insanları, ne de olup bitenleri hiç sevmemiştim; kendimi bile, kendi yaptıklarımı bile.
hem artıyım hem eksiyim
ölmeye başlamış diriyim
yumak yumak çelişkiyim
içim kıvılcım pazarı
erkeğin birazı kadın
çekirdeği tohum ormanın
sabah koynunda akşamın
diyalektiğin ayarı
ateştir buzu içerir
yokluktur varlıkta erir
maddeyse ışıkta yürür
yeşile dönüşür sarı
karşıtlıklardan üremek
bir savdan bir savı bilemek
bileşime kadar izlemek
birikip sıçramaları
ay büyür geceleyin
usulca yürür dağlar
ormanı bir sis bürür
çakallar ürür derin
çürür birden sonbahar
yaprakları dökülür
zamana dağılır etin
sağılır kanına uzay
karanlık gözünü alır
boşlukta kalır sesin
kıyamete varır say
bütün kulaklar sağır
nedir ölüm dediğin
tasa tutmuş kapıları
yaşadığını unutmuş
buza kesmiş yüreğin
hayatın karı zararı
dağ ardında bir umutmuş