Yabancısıyız esrarı bize kapalı kalan
bu yolculuğun. Yok hiçbir nedenimiz,
hayranlık, sevgi veya nefret göstermek için,
maskeli bir ağızdan trajik bir tonla çıkan
bir ağıtla çehresi şaşılası bozulmuş ölüme,
Hala oynadığımız rollerle dolu dünya,
Biz, hoşa gidiyor muyuz diye kaygılandıkça,
ölüm de oynamakta, aldırmaksızın beğenilmediğine.
Sen gittiğinde ise, bu sahneye
bir gerçeğin huzmesi sızdı çıktığın
aralıktan: Yeşilin en benzeyeni yeşile,
gerçek güneş ışığı, en katıksızı ormanların.
Sürdürdük oynamayı. Korkuyla ve güç öğrenilmişi
anlatarak ve sonra, zaman zaman da jestlerimizle
geçersiz kılarak; senin artık bizlerden uzaktaki
ve oyunumuzdan kopmuş varlığına gelince,
hala kimi zaman sızabilir aramıza, tıpkı bir bilginin,
öteki gerçekliğe ilişkin bilginin ağırdan varlığını
duyurması gibi; öyle ki, etkisiyle bir süre bu esrikliğin
başlarız yaşamın kendisini oynamayı, unutup alkışları.
Kolaydır susmaları zenginlerle mutlu kişilerin,
kimse bilmek istemez onların ne olduklarını.
Ama kendilerini göstermek zorundadır zavallılar,
Ben körüm, demek zorundadırlar
ya da: kör olmak üzereyim
ya da: iyi değil halim bu dünyada
ya da: hasta bir çocuğum var
ya da: parça parçayım...
Belki bunları bile yetersiz sayarlar.
Ve herkes yanlarından geçip gittiğinden,
nesneymişler gibi, şarkı söylemek zorundadırlar.
Bu yüzden onlardan iyi şarkılar çıkar.
Elbet tuhaftır insanlar, yeğlerler çocuk korolarından
hadım seslerini dinlemeyi.
Tanrı ise gelir ve epey uzun kalır,
bu hadımlarca rahatsız edildiğinde.
Sayfa 57 - Kapak Sayfası, Bir Kapak Sayfası ve Dokuz Yaprak, Sesler