Bugün, kapitalizmin kendisi bir seçenekle karşı karşıya gelmiş bulunuyor: Ya nihai olarak insanlığı yoksulluk ve savaş yoluyla barbarlığa geri götürecek bir sürekli bunalım, ya da sosyalist bir devrim.
Kapitalizmin tarihi, periyodik olarak yaşanan durgunluktan bunalıma sürüklenişlerin, boş fabrikaların, işsiz kalıp açlığa mahkum düşmüş işçilerin, satılamayıp depolandıkları raflarda çürüyüp küflenen malların tarihidir. Kapitalizm, periyodik olarak bu aşırı üretim bunalımlarına yol açar; bunun nedeni, ekonomide bir planlamanın olmaması, dolayısıyla, sermayenin panik halinde birden yatırıma yönelmesi ya da yatırımdan kaçmasının kontrol edilememesidir.
Bir yanda zenginliğin birikimi, diğer yanda yoksulluk. Marks, kapitalizmin eğilimini bu şekilde özetlemiştir. Her kapitalist, bir diğerinin rekabetinden korkar, dolayısıyla, istihdam ettiği işçileri mümkün olduğunca sıkı çalıştırır ve onlara olabildiğince düşük bir ücret öder.
Polis gücü, silah gibi şeyler için muazzam miktarda zenginlik harcanmaktadır. Bunlar, devlet tarafından kapitalist sınıfın çıkarları doğrultusunda kullanılır. Bunlar, devlet tarafından işletiliyor olmakla birlikte, gerçekte kapitalist sınıfa aittir. Bunlar için harcanan değer, işçilere değil, kapitalistlere aittir. Bu da artık değerin bir parçasıdır. Dolayısıyla, şöyle bir formülasyon geliştirmek mümkün: Artık değer = kar + kira + faiz + polis vb. kurumlar için yapılan harcamalar.
Kapitalistin bakış açısıyla, işçilere çalışabilecek konumda kalmaları, yeni işçi kuşağı anlamına gelen çocuklarını besleyip büyütebilecekleri kadar bir ücret ödemek, bunların emek güçlerinin karşılığını vermiş olmak anlamına gelir.