"Görmek için her zaman net bir görüntüye ihtiyaç yoktur çünkü bazen bulanıklık gerçeğimizi daha iyi gösterir."
Çıplak gözle algılanan şey bir olgunun ötesine geçmezken, insan hayal ettikçe kendini bulur, gelişir.
Hayal yalnızca varolmayanın değil, var olmayı bekleyenin de resmidir. Henüz doğmamış fikirlerin, imgelerin, yaşanmamış hayatların özellikle de geleceğin tablosudur. Elinizdeki fırçayla ve sonsuz renk paletiyle ummanlara çıkarsınız, ummanlar size yetmediğinde de gökyüzünde süzülürsünüz. Uçsuz bucaksız bir yolculukla, sınırlarına gem vurmayan bir kişiliğin ulaşamayacağı hiçbir şey yoktur.
Arahman Kala, Kırılma adlı kitabında şöyle bir noktaya dokunuyor: "Hayal etmek hayatın en göz alıcı rengidir ve onu hayatından söküp atmak kendini bilerek renk körü yapmak gibidir. Hâlbuki her renkte kendini bulabilmektir hayal kurmak. Siyahta hüznü, kırmızıda aşkı, sarıda sonbaharda dökülen yaprakları, beyazda kışın yağan karı hissedebilmektir."
Bir düşünün çözemediğiniz bir problemin tam ortasındasınız ve sıkıntınız; yaşanmışlıkların, deneyimlerin ve alışkanlıkların metaforu olsun. Burada yalnız sizin değil de, geçmişte ve gelecekte bir çok insanın olduğunu hayal edin. Çoğu insanın burada dolaştığını, sınırlarının ötesine geçemediğini göreceksiniz. Ancak bir insan, hayallerinin peşinden koştuğunda, bu sıkıntıyı aşmayı göze alır, bunu unutmayın. Bu problem, başkalarına korkutucu görünürken, o kişi için bir geçittir. Çünkü hayal kurmak, bilinmeyene atılan bir adım gibi; korkuyu, kaygıyı ve belirsizliği göze almayı gerektirir. Ama unutulmamalıdır ki her adım, insanı kendi özüne biraz daha yaklaştırır.
Neyi, ne için yaptığımızı anlayabildiğimiz zaman hayal kurmanın değeri de artacaktır. Bir şeyi başarmanın ön koşulu hayal kurmaktan geçer. Başarabilenler de bunun her zaman küçük