"Sanırım bu aşamada konunun benim denetimimden tamamen çıktığını söylemem gerekecek. Şimdi bir telefon görüşmesi yapacağım Mr. Massey," dedi. "Konuşacağım kişinin bir başkasıyla konuşması gerekecek. İsteklerinizi kabul etmemiz için, ikisinden de onay almamız şart.
Yüzüne baktım. "Kimi arayacaksınız?" "Amerika Birlesik Devletleri Başkanı'nı." Tepki gösterme sırası bana gelmişti. "Peki, o kimi arayacak?"
"Rusya Başbakanı'nı."
"Beni dinleseniz iyi olur Donahue. Babam kırk yıldan fazla bir süre önce öldü. Nerede, ne zaman, hatta nasıl öldüğünü hiçbir zaman öğrenemedim. Karıştığı bu Kar Kurdu Operasyonu'nun ne olduğunu ayrıntılarıyla öğrenmek istiyorum."
"Söz konusu bile olamaz."
"Gazeteciyim. Bu kâğıtları yayımlatabilir, bir makale yazabilir, araştırma yapabilir, o zamanlar CIA`de çalışanlardan bunu hatırlayan olup olmadığını soruşturabilirim. Ortaya çıkacaklar sizi de şaşırtır."
Donahue yine bembeyaz oldu.
"Size garanti veririm ki ülkede hiçbir gazete şu anda tartıştığımız konuda tek bir kelime bile yaymlamayacaktır. CIA buna izin vermez. Araştırmalarınız da sizi hiçbir yere götürmez."
Bazı şeyler hayatınızı tepeden tırnağa değiştirir. Evlenme, boşanma ya da telefonun öteki ucunda size sevdiğiniz birinin öldüğünü söyleyen ses gibi.
Yine de beni bodrumdaki tuğlaların arkasında bulduğuma hazırlayacak hiçbir şey olamazdı.
Bloknotu alıp üst kata çıktım, okumaya koyuldum. Babamın elyazısı, mavi mürekkeple iki sayfayı dolduruyordu.
Dört isim. Bazı tarihler. Hiçbiri benim için bir anlam ifade etmeyer karalanmış notlar.
Bir de kod adı: Kar Kurdu Operasyonu
Babam CIA için çalışıyordu. Bütün yaşamı boyunca askerdi, savaş sırasında OSS' adına, Alman hatlarının gerisinde faaliyet göstermişti. Bu kadarını biliyordum, sarı bloknotu bulana kadar, sadece bu kadarını.
Mezarlık birkaç yıl öncesine kadar halka kapalıydı. Hemen yakında Kruscev'in siyah beyaz mermerle süslü görkemli anıtmezarı görünüyordu. Sağda, Stalin`in karısı ve ailesi. Çehov, Şostakoviç, Sovyetler Birliği kahramanları, yazar ve sanatçılar, Sovyet tarihine damgalarını vurmuş kadın ve erkekler için gösterisli mermer mezarlar. Ve aralarında babamın,bir Amerikalının mezarı
"Görebiliyordum. Hissedebiliyordum. Saf, katkısız öfkeyle dolu bir an. Tuğla havada uçarken yavaşlayan zaman, ardından camın yağmur gibi yağmasının getirdiği mutluluk... Korkunçtan ziyade şiddetli ve enfes bir his olmalıydı."