Sonunda bitirebildim...
İngiliz yazar Charles Dickens, İki Şehrin Hikayesi romanıyla dünyanın en çok satan kitapları arasında üst sıralarda. Kitaba başlamadan önce bir sürü inceleme okudum ve hepsi harikaydı ve kitabı okumama vesile oldu. Kitabın ilk cümlesi de verilen ilgiyi hak ettiğini kanıtlayan bir cümle olduğuna inanıyorum;
"Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı ; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete -özetle; şu an içinde bulunduğumuz döneme öyle benzer bir dönemdi ki dönemin, sesi en çok çıkan otoriteleri bu günler hakkında -olumlu anlamda da olumsuz anlamda da- ancak ve ancak "en" sözcüğü kullanılarak konuşulabileceğini iddia ediyorlardı."
Charles Dickens orta sınıf bir ailenin çocuğudur. Çocukluğu pek iyi geçmiş sayılmaz. Sıkıntılardan geçen bir hayatı vardır. Bundan kaynaklı olarak romanlarında hep işçi sınıfını çok usta bir şekilde işlemiştir.
İki Şehrin Hikayesi'ni Fransız Devrimi'nin sonuçlarını Paris ve Londra üzerinden anlatmıştır.
Kitabı zor bitirdim ama kesinlikle okumaktan pişman olduğum bir kitap değil. kesinlikle yarım bırakılacak bir kitap değil. her kitapta olduğu gibi bu kitapta da sıkıcı kısımlar vardı ama geri kalan her sayfasını sindire sindire okudum.
Umarım siz de okursunuz. Keyifli okumalar :)