İnsanlarını böylesine tüketen başka bir ülke olamazdı. Günde 8-10 saati, bazen daha fazla zamanı masasının başında yazarak geçiren bir insanın geçimini zor sağlayabilmesi kabul edilebilecek bir durum değildi.
Çocukluğumdan beri Atatürk’ü düşününce aklıma önce üniformalar, nutuklar, törenler gelmiyor. Garip bir şekilde hep o yalnız adam beliriyor zihnimde, geceyi kendine rakip görmüş, masasına eğilmiş, haritanın kıvrımlarında ülkenin kaderini arayan adam… Kimsenin görmediği o anlar vardır ya hani, yarım kalmış bir plan, soğumuş bir kahve, elinde titremeden duran bir kalem... Belki de o anlarda en ağır soru gelip çarpıyordu ona
Yapmazsam kim yapacak?
Bugün 10 Kasım. Ben yine düşünüyorum, bu ülkenin acısı da neşesi de, her yıkılışın ardından toparlanıp yeniden kurulan o irade de bir yerlerde onun omuzlarında asılı kaldı değil mi? 🥺 Atatürk bence tam olarak burada yaşıyor. Tarih kitaplarının sayfalarında değil, bugün nefes alabilmemizin sessiz gerekçesinde. Bir ülkenin kaderini taşırken kendi ömrünü kısaltan o adamın hatırasında. Bugün onun yokluğuyla değil de omuzlarımıza devredilen yükün büyüklüğüyle karşılaşıyoruz. Bize kalan miras sadece toprak değil taşıması çok çok zor bir sorumluluk. Lütfen bugün de biraz bunu düşünelim olur mu? 🥺🇹🇷
Çocukluğumuzda yaşadığımız olayların büyüklüğünden ya da yoğunluğundan ziyade, onları yorumlayan ebeveynlerimizin tutumu kazınır hafızamıza. Hayatı tanıdığımız o kıymetli ilk yıllarda gördüğümüz günlük haller, anne-babalarımızın irili ufaklı olaylara verdiği tepkiler, bize dünyanın nasıl bir yer olduğuna dair ipuçları verir.