Kitapta anlatılanlar münferit değil; aksine yıllardır üzeri örtülen, görmezden gelinen ve hatta kimi zaman bilinçli biçimde büyütülen bir yapının dışavurumu… Tarikat yurtlarının “barınma” adı altında nasıl ideolojik kadrolaşma alanlarına dönüştüğünü görmek için bu kitabı okumak yeterli. Özellikle yıllardır hizmet söylemiyle meşrulaştırılan ve kamusal alanda görünmez bir ayrıcalık zırhıyla hareket eden yapılar düşünüldüğünde meselenin ne kadar derin olduğu daha da netleşiyor. Bu yapılar birey yetiştirmez. Biat eden, sorgulamayan, düşünmeyen kitleler üretir. Ve bu yönüyle artık birer yurt değil, açıkça birer militan yetiştirme mekanizmasıdır. Nasıl bilerek ve isteyerek bu yapılara alan açıldığını o kadar güzel gözler önüne sermiş ki yazar. Bu noktada insanın aklına kaçınılmaz olarak geliyor bu düzen gerçekten denetlenemiyor mu, yoksa denetlenmek mi istenmiyor? Mağdur olan hep ama hep ÇOCUKLAR. Ama neredeyse sorumlular hiç değişmiyor? Vicdanı olan herkes için bir uyarı bu kitap. Çünkü bir ülkenin geleceği çocuklarını kimlere emanet ettiğinde saklıdır.
Tam da bu yüzden bu mesele artık bireysel değil, doğrudan Cumhuriyet meselesidir.
“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz.”
– Mustafa Kemal Atatürk