Yıllarını hayatın anlamını bulmaya adamış bir beyin cerrahının, akciğer kanseri son evredeyken yani ‘son nefesi havaya karışmadan’ , yeni doğmuş kızı için yazdığı ve aynı zamanda kaleme aldığı son satırları..
‘Olur da hayatının bir anında kendinle hesaplaşman, bu dünyada kim olduğunu, ne yaptığını ve yaşamının ne anlam ifade ettiğini sorgulaman gerekirse, ölmek üzere olan bir adama son günlerinde yaşattığın olağanüstü sevinci sakın ola ki küçümseme. Sen bana daha önce hiç tatmadığım bir mutluluk yaşattın; daha fazlasını istemeye hakkımın olmadığı, dingin ve doygun bir mutluluk. Ve içinde bulunduğum şu anda, bu tek kelimeyle muazzam bir şey.’
Bu kitabı okuyun ve okutturun. Öncelikle her tıp öğrencisi, her doktor okumalı. Çünkü kitabın içinde hekimliğe alışma sürecinde yaşanan ahlaki zorluklardan tutun da Tanrı kompleksine kadar her şey mevcut. Hastalarının sorumluluğunu omuzlarında taşıyan başarılı bir hekimin rolünü ve hayatını doktorunun ellerine bırakmış bir kanser hastasının rolünü muazzam bir şekilde anlatmış yazar bizzat bu iki rolü de üstlendiği deneyimlerinden yola çıkarak. Bu kitapta yaşama ait her şeyi bulabilirsiniz. En çok da ölümü...
Gerçek bir hikaye olması ayrı, yazarın yakın zamanda öleceği bilinciyle bu kitabı yazıyor olması ayrı sarsıcı. Öyle yalın öyle samimi yazılmış ki... Felsefeden, dinden, ahlaktan, tıptan, bilimden, edebiyattan en çok da insan olmaktan ve yaşam ile ölümün ayrımına varmaktan yana fazlasıyla doyurucu bir o kadar da uykularınızı kaçıracak bir kitap. O yüzden tavsiyem; okuyun, okutturun.