Tepkisel bağlanma bozukluğu, bebekler yeteri kadar sallamadığında, kucağı alınıp sevilmediğinde ve onları geliştiren diğer fiziksel ve duygusal ilgiden mahrum kaldıklarında da gerçekleşebiliyordu.
Beynin düzgünce gelişebilmesi için örüntülü ve tekrarlayan uyaranlara ihtiyacı vardır. Korkudan, yalnızlıktan, huzursuzluktan ve açlıktan spastik ve öngörülemeyen bir biçimde gelen rahatlık, bir bebeğin stres sistemini aşırı tetikte tutar.
Yazmanın sağaltıcı etkisini düşünüyorum. Yazmak, kendimize, kendi içimize dokunabilmenin bir yolu aslında. İçimizdekileri kelimelere dökmek, onlarla yüzleşebilmenin farklı bir yolu. Hele bir de içimizdekileri ve yaşadıklarımızı mizaha dönüştürebilirsek…
“Kıskançlık, sahip olduklarını koruma isteğinden kaynaklanan bir tür korkudur.” der Descartes. İnsanlık tarihi kadar eski, aşk kadar doğal bir duygudur kıskançlık. Makul düzeyde hissedildiğinde, ilişkilerde yapıcı ve birleştirici bir etkiye sahiptir. İlişkileri besler, güçlendirir. Kıskanan kişi, sevdiğine ne kadar değerli olduğunu anlatır bazen kıskançlığıyla. Onu kaybetmekten ne denli korktuğunu anlatır. Peki yapıcı olarak tanımladığımız bu duygu, ne zaman ve nasıl yıkıcı bir hal alır?