Acaba daha ışıklı bir dünyadan gelip karanlıklara alışamadığı için mi, yoksa bilgisizlikten aydınlığa varıp aşırı bir parlaklıkla kamaştığı için mi bulanık görüyor göz?
-Görüyorsun ya Glaukon, ne belalı bir yanı var tartışma sanatının?
-Niçin?
-Çünkü, birçokları zorla giriyorlar tartışmaya. Tartıştıklarını sanıyorlar. Oysa ki yaptıkları tartışma değil çekişmedir. Neden dersen, bir meseleyi ayrı ayrı yönleriyle ele alıp inceleyemezler. Karşılarındakinin tersini söylemek için kelimelere takılırlar. Tartışmak değil, hır çıkarmaktır bu.
-İnsanın doğruyla eğriyi kendi kendine ayıramayıp, hakeme, yargıca başvurması, adaleti başkalarından beklemesi çirkin bir şey değil midir?
-Çok çirkin bir şeydir.
-Bundan daha çirkini de şu değil mi: İnsan, ömrü boyunca mahkemelerde davacı ya da davalı olmakla kalmayıp, güzellikten anlamadığı için, haksızlık etmekte ustayım, her çeşit dolaba aklım erer, cezadan kurtulmak için dolambaçlı yollara başvurup bir yılan gibi işin içinden sıyrılmasını bilirim, diye böbürlenir; güzel bulur bunu. Hem de bütün bunları, ufacık, değersiz şeyler için yapar. Bu adam, yaşayışını, uykudan başı öne düşen bir yargıca muhtaç olmadan düzenlemenin ne kadar daha güzel, daha iyi olduğunu bilmez.
Şimdi, doğuştan iyi, her işittiğinden pay çıkaran, hangi yoldan daha iyi bir hayata ulaşacağını arayan bir genç üzerinde, bütün bu söylentilerin nasıl bir etkisi olacağını düşünelim. Delikanlı, Pindaros'un şu sorusunu kendi kendine soracaktır: "İçinde güvenle yaşayacağım kaleye doğru yoldan mı tırmanayım, dolambaçlı yoldan mı?" Söylenenlere bakılırsa, doğru olup doğru görünmezsem hiçbir kazancım olmaz, üstelik başıma belalar gelir, cezalara çarpılırım. Oysa ki, doğru görünmesini bilen eğri adam Tanrılarınkine benzer bir ölüm sürebilir. Madem, bilge şairlerin dediği gibi, görünüş, gerçeği alt edip mutluluğu elde ediyor, bütün benliğimle ona dönmeliyim. Çevreme yalandan bir iyilik duvarı örmeliyim.