Okumayanlarımız için kitap bir genç ve bir yaşlı adamın diyaloğu şeklinde başlayıp yine aynı şekilde ilerliyor. Yaşlı abimiz birçok konuda aslında yanılsamaya uğradığımızı-ki onun deyimiyle bunu yapan kendi benliğimiz dahi olmayabilir- herhangi bir amaç uğruna yapmış olduğumuz her türlü davranışın altında aslında nelerin yattığını çok “tatmin” edici bir şekilde genç kardeşimize açıklıyor.
Mark Twain aslında tercihlerimizin, hobilerimiz ve fobilerimizin, ahlâkımızın, siyasi görüşümüzün, dinimizin belirleyicisi olanı kısacası olduğumuz şeyi meydana getirenin kaynağını çevremiz ve mizacımız olarak ele almış. Zaten kitap boyunca da aktarılan bu yönde. “Ben bunu kendime ya da bir başkasına neden yapıyorum, bundaki amacım ne?” diye soranlar ve cevaplarını kendilerinden alamayanlar için amcamız birebir diyebilirim.
Öncelikle kitapta bey amcamızın söylediği onca şeyden sonra buraya yazacağım her türlü cümle spoiler adayıymış gibi geldi ve gariptir kitabı okuduğum süre boyunca alıntı paylaşamadım (içimdeki efendiyle de alakalı olabilir tabi). O yüzden henüz okumamış olanlarınız varsa yine de söylemiş olayım.
“Aklım” uzun zamandır üzerinde bu kadar kafa patlattığım bir kitap olmadı diye düşünüyor ve işte bugün İçimdeki Efendiyi tatmin etmek için buraya bunları yazmak üzere söze giriyorum.
Açıkçası kitap bende öyle bir etki bıraktı ki kitabı okumaya her ara verişimde kurduğum cümlelerde çelişmemeye çabaladım. Şu an bunları yazarken bile bey amcanın sözleri bir duvar gibi karşımda diyebilirim.
-Unutmadan yaşlı adamın maddi ve manevi olguların değerleri hakkında bahsettiği kısım ve verdiği örnekler bence çok hoştu-
Tabi sık sık “Bu neymiş canım her şeye muhalefet bu dayı da! ” desem bazı sayfaları gerçekten anlamak için birkaç kere de okusam zaman zaman daha çok irdelemesi
İnsan Nedir?Mark Twain · Dedalus Kitap · 202318,9bin okunma
Okurken ne yazık ki bir bilimkurgu kitabı değil de günümüz gerçeklerini birebir yüzümüze vuran bir kitap olduğunu düşündüm zaman zaman. Romanda her ne kadar karakterin şüphe ve sorgularını okuyor olsanız da siz de kendinize birçok soru soruyorsunuz.
Gördüğümüz bir rüyaya ya da yaşadığımız bi ana aslında daha önce de tanık olduğumuzu hissederiz bazen. Bunun anlaşılmazlığı rahatsızlık verir hatta. Montag’ın kitap boyunca buna benzer bir his içinde olduğunu düşünüyorum.
Yaşamamız gereken bir senaryo çoktan yazılmış ve bunda en büyük etken sosyal çevremizmiş gibi. Herhangi bir durumda söylenecek şey hep belli. Her şey olması gerektiği gibi ve zamanında yapılmalı. En azından toplumsal eşitliği ve mutluluğu bu şekilde sağlayabileceklerini düşünenler var. Bunu kim belirler? Ölçütü nedir? Herkesin bir rolü var ve rolünü sorgulayabilen nadir insanlar gerçek mutluluğa ulaşabiliyor.
Gerçekten de sonucu bize zarar verebilecek bile olsa doğru olduğunu bildiğimiz şeyi yapmak iyi midir yoksa doğru ‘bizim’ doğrumuz olduğu için mi böyle düşünürüz? Birçok insana karşı yabancılaşmamıza neden olan o şey kafamızın içinde mi kalmalı? Yoksa zarar ve fayda gözetmeksizin kendi doğrumuzun peşinden mi gitmeliyiz benliğimiz için?
Bu soruları kendine sormuş olmalı Montag. Tıpkı bizim bir ‘kitabı’ okurken yaptığımız gibi.
Kitap daha güzel bir adı hakedemezdi sanırım.
Ferdinand bir asker kaçağı ve kendince kaçarak elde ettiği özgürlüğün aslında onu çaresizliğe sürüklediğini anlıyor. Bu yüzden bir sürü ikileme giriyor ve iç hesaplaşması da burda başlıyor. Çünkü artık mecbur.
Bireysel düşündüğünüz zaman empati kurmadan edemiyorsunuz ve siz de kendinize paylar çıkartıyorsunuz. Aslında tam olarak mecbur kaldığımız şeyin ne olduğu gibi.
Kitapta bahsedilen sadece basit bir gitmek kalmak ikilemi değil. Bunlara neden mecbur kalırız? Ya sorumsuzluğumuz yüzünden ya da çaresizliğimiz. Bunların olmaması için de sebepsiz mecbur olduğumuz bir şey var bence: düşünmek.
Düşünmeye mecburuz.
MecburiyetStefan Zweig · İndigo Kitap · 201975bin okunma