25 yıl önce 2 hücre birleşip bedenimin prototipini oluşturdular. Ruhum da birkaç hafta sonra ilk haliyle bedenimin içine gönderildi. O zamandan bu zamana ruhum ve bedenim sürekli değişim halinde öleceği ana yaklaşıyorlar.
Kitabı çok beğendim. Güncel nörolojik araştırmalar ve nörofelsefeye dair ilginç pasajlar var. Kafamda taşıdığım mucizevi nesneyi farkettim. Yoksa o nesne tam olarak ben miyim?
Bir insan, neden başka insanların zihninde kötü
veya aşağı görünmekten korkar ki? Ya kendisini çok
önemsiyordur, ya da başka insanları çok önemsiyordur.
Kendisini çok önemseyen insan, başkalarını
önemsemese de, yine de onlar tarafından beğenilmeme
korkusu yaşayabilir. Çünkü kendisi, kendi değerini, diğer
insanların zihninde bulunan öz imgesinin değerine
endekslemiştir. Başka insanların zihninde değerli
olduğunu hayal etmek veya bilmek, gerçek anlamda
değerli olduğunu hissettirir.
Başka bir ihtimal ise şudur ki; eğer birisi, başka
insanların kendisine olan saygısından veya sevgisinden
maddi veya manevi kazanç sağlamak istiyorsa, o
zaman da diğer insanlara saygıdeğer veya sevgideğer
görünmeye çalışır. Ama bu kazançlara ihtiyacı
kalmadığında ise, artık kendisini beğendirmeye
çalışmaktan da vazgeçer.
Eğer kişi kendisini önemsemiyorsa ve diğer
insanların kendisinden çok üstün olduğunu düşünüyorsa,
o zaman da aşağılık kompleksi denilen duygu ortaya
çıkar. İnsanlardan korkar, kaçar ve yalnızlığa sığınır.
Bir insan, herhangi bir insan tarafından
yargılanmayacağı bir durumda, bir işe girişmekten
çekiniyorsa, bu insanda özgüvensizlik vardır. Eğer bir işe
girişip de başarısız olursa kendisinin beceriksiz, geri
zekâlı ve işe yaramaz biri olduğunu hisseder. Bu hissi
yaşamaktan korktuğu için, herhangi bir işe girişmeden
önce o işe karşı öz güvensizlik hissedecektir
İnsanın bütün eylemlerinin arkasında bencil
motivasyonlar yatmaktadır. İnsan bir işi yapmadan
önce, o işi yaparken zevk alıp almayacağını veya
sıkıntıdan kurtulup kurtulmayacağını düşünür. Eğer işi
yaparken çekeceği sıkıntının, alacağı zevkten fazla
olacağını düşünürse, o işi yapmaktan vazgeçer. Veya bir
işi yapmamaktan gelen sıkıntının, yapmaktan gelen
sıkıntıya ağır basacağını anlarsa, o işi sıkıntı çeke çeke
yapmaya çalışır.
Bu düşünceden hareket edersek, aslında insan bir
başkasına iyilik yaparken de, öncelikle kendi ruhsal
ihtiyacını tatmin etmek ister. Ama genellikle bu isteğin
farkında olmadan iyilik yapar.
Mesela yardımsever ve çok şefkatli biri, yardıma
muhtaç biri gördüğünde ruhunda dayanılmaz bir acı
hisseder. Farkında olmasa da bu acısını sonlandırmak
için, o muhtaç kişiye yardım etmeye çalışır. Hem
kendisinin iyi bir iş yapmış olmasından gelen zevk, hem
de ruhundaki acıyı bitirmekten gelen zevk sonucu, bu
eylemin, yapılması gereken bir eylem olduğunu anlar.
Mesela bir anne, yavrusu için büyük fedakarlıklar
yaparken, aslında fedakarlığının arkasında, yavrusunun
zevk almasından veya sıkıntıdan kurtulmasından,
annenin duyduğu ruhsal memnuniyet vardır.
Peki ya insan, hiçbir menfaat kazanmayacağı iyi
bir eylemde bulunamaz mı? Bu sorunun cevabını bulmak
için başka bir soru soralım: Bir insan, odasındaki bir
örümcekten nefret etmesine ve ondan dehşet almasına rağmen, o örümceği beslemek ister mi? Tabi ki de hayır.
Eğer bu örümceği, sırf iyi bir eylem yapmak için beslerse
bile, bu eylem de menfaat içerir. Çünkü iyi bir eylem