Dil estetiği diye bir mevzu var. Konuşurken veya yazarken bilimi, sanatı, felsefeyi dini... tek bir potada eritip kendi yorumunla o erintiye yeni ve çok daha iyi boyutlar katman lazım; yeni kavramlar yaratman, var olanların anlamlarıyla oynaman gerekiyor ki düşünceyi ötelere taşıyabil, akla hayale gelmeyen şeyleri önceden düşünebil.
Temelde İngilizce bilmek gerekse de diğer dillerin de kültürel zenginliklerine bakmak lazım. "tunnel vision, thinking outside of the box, icing on the cake, winner" gibi tabirlerin Türkçede birebir karşılıkları pek yok. Benzeri var ama orijinal dildeki ifadesinin ruhuna zarar veriyor. Veya "lambada titreyen alev üşüyor, sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun" dizelerini İngilizcede bulmak o kadar kolay olmayabilir.
İngilizcede kaynak çok geniş ve ana iletişim dili İngilizce olmalı ama sadece İngilizce de yetmez; dilin özüne inmek lazım. Düşünce dilin ötesindedir, dilin tıkandığı yerlerde o tıkanıklıkları sen gidereceksin. Tüm kâinatı bir damla suya sığdırıp sonra da onu orada boğup boğduğun yerden yeniden diriltebilir misin mesela? Öteyi ötenin ötesinde ara,-yabilmek için kavrayış gözünü çok keskinleştirmen lazım.