Hikmet Avcısı

Hikmet Avcısı
@beyond_the_seen
Gazi Üniversitesi İstatistik 3. Sınıf Öğrencisi 2024 ve 2025 Halk Kütüphanesi Ödüllü Okur Kitap Yazarı Kitap Avcısı Beni bilimle anla, felsefeyle anla...
Dil estetiği diye bir mevzu var. Konuşurken veya yazarken bilimi, sanatı, felsefeyi dini... tek bir potada eritip kendi yorumunla o erintiye yeni ve çok daha iyi boyutlar katman lazım; yeni kavramlar yaratman, var olanların anlamlarıyla oynaman gerekiyor ki düşünceyi ötelere taşıyabil, akla hayale gelmeyen şeyleri önceden düşünebil. Temelde İngilizce bilmek gerekse de diğer dillerin de kültürel zenginliklerine bakmak lazım. "tunnel vision, thinking outside of the box, icing on the cake, winner" gibi tabirlerin Türkçede birebir karşılıkları pek yok. Benzeri var ama orijinal dildeki ifadesinin ruhuna zarar veriyor. Veya "lambada titreyen alev üşüyor, sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun" dizelerini İngilizcede bulmak o kadar kolay olmayabilir. İngilizcede kaynak çok geniş ve ana iletişim dili İngilizce olmalı ama sadece İngilizce de yetmez; dilin özüne inmek lazım. Düşünce dilin ötesindedir, dilin tıkandığı yerlerde o tıkanıklıkları sen gidereceksin. Tüm kâinatı bir damla suya sığdırıp sonra da onu orada boğup boğduğun yerden yeniden diriltebilir misin mesela? Öteyi ötenin ötesinde ara,-yabilmek için kavrayış gözünü çok keskinleştirmen lazım.
Duygu ve Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir yoldur yürüyorum, nereye varır bilmiyorum. Ezber bozmaya, normun dışına çıkmaya bayılıyorum. Dünyayı mı değiştireceğim? Hayır, ama sahip olduğum nimetleri en iyi şekilde değerlendirmekle yükümlüyüm. Bunca farkındalık, bunca bilgi vasat olmak için verilmedi sonuçta. Kendimi sıkışmış hissediyorum; benzer frekanslarda buluşabildiğim çok az insan var, hoşuma giden çok az kitap var, videolar aynı şekilde. Ötesini istiyor ruhum, hatta ötenin de ötesini ve onun da ötesini... Kendime sığmıyorum bazen, kendi yoluma bilerek çomak sokup acaba dediğim zor yolların peşinden inadına gittiğim oluyor. Hem kendim olmak hem de kendimi aşmak istiyorum. Biraz dağınıkça gelebilir kulağa ama belki de dağınıklığın kendisi de bir bütündür.
Duygu ve Düşünce
İngilizce düşüneceksen maruz kaldığın kaynaklar Türkçe olmamalı. Mesela yemek yerken izlediğin video, dinlediğin podcast, takip ettiğin haberler, okuduğun kitap ve bloglar, eğlendiğin ve sohbet ettiğin insanlar bile (ChatGPT bu noktada işlevsel olabilir gibi duruyor) İngilizce olmalı. Biçimi gereksiz kafaya takıyoruz, öze odaklanmalıyız. Tövbe etmekle "I'm sorry, God" demek arasındaki bağlamsal farkı söyleyin bana. Aynı dili konuştuğumuz insanlarla bile yaşadığımız yanlış anlaşılmaların haddi hesabı yok. Mevzu alfabetik dil değil yani; zihin dili, ruh dili, kalp dili önemli. Evleneceğimiz kişiyi seçerken niye herkesle anlaşamayız? Çünkü herkesin hayat dili aynı değildir. Veya bir istatistikçi ile bir kimyager niye aynı mesleki zeminde konuşmakta zorlanır? Çünkü her meslek ve bilim jargonlarıyla kendi dillerini yaratmışlardır. Ve biz bunların hepsine "Türkçe" deyip geçiştiriyoruz. Sözde ana dilim olan Türkçe kelimelerde bile "bu ne demek" diye Google'ın ve TDK sözlük sitesinin müptelası oldum senelerdir. Sanki Türkçe öğrenmek çok kolaymış da İngilizce zormuş gibi düşünmeyi bırakmamız lazım. Hemen her şey başlarda zor gelir, bu artık kanıksanması gereken bir gerçek. İstatistikte pek çok verinin sağa çarpık olmasına da şaşmamak gerek :).
1000Kitap
+ Türkçe yazılar bitti mi? - Her ne kadar dünkü yazıyı yazarken böyle bir niyetim olmamış ve kesin bir sondan bahsetmek zor olsa da oraya doğru gitmesi gerekiyor gibi duruyor çünkü yazmak derin düşünmenin bir yöntemi ve derin düşünme oraya kayacaksa yazılar da oraya kaymalı doğal olarak veya yazıları paylaşma eylemi eğer eceli geldiyse ilahi kaderin kollarına usulca teslim olmalı, diğer pek çok şeyin yaptığı gibi... Diyorum ya, içimdeki ses bana "dur" diyor; bir oyunda bir sonraki levele geçebilmek için birden fazla görevi tamamlamak gerekiyor ve o da "diğer görevlere geç" diyor. Bir binayı inşa edebilmek için sadece demire değil, aynı zamanda çimentoya ve tuğlaya da ihtiyacınız var; sonsuz miktardaki demir ile bir yere varamazsınız. Yola çıkma vakti geldiyse misafirliği uzatmanın anlamı yok. Bir şeyleri önceden kestirmek çok zor; siz yapmanız gerektiğine inandığınızı yaparsınız, tanrı da kendi iradesini ortaya koyar ve bir sentez oluşarak yaşayacağınızı yaşarsınız. Hayırlısı olsun.
1000Kitap
Türkçeyi o kadar da iyi bilmiyoruz. Şöyle ki: Bir dili hayattaki temel ihtiyaçları karşılayabilecek belirli bir düzeye kadar öğrendikten sonra o dil ile düşünmek daha kolay gelmeye başlıyor. Ana dili Türkçe olan biri de işin derin felsefik entelektüel tarafında tıkanıyor, İngilizce olan biri de benzer sorunları yaşıyordur diye düşünüyorum. Dolayısıyla ana dil sandığımız kadar muhteşem bir avantaj olmayabilir. Bunu şundan düşündüm: Türkçe sözcük haznemin dar olduğunu düşünüyorum; gündelik hayatın ötesine geçen entelektüel tarafta Türkçe üzerinden kendimi geliştirirsem çöldeki birkaç vaha hariç neredeyse kimseyle o düzeyde iletişim kuramayacağım ve kaynaklar çok sınırlı ama İngilizce... imkân fersah fersah daha geniş. Ki Türkçe dediğimiz de bir yerde Arapça ve Farsçaya kayıyor, onlar da birer yabancı dil etkisi yaratıyor normal insanlarda; sadece belki bir tık daha havalıdır. Kaldı ki aşırı ilkel düzeyde de olsa belirli bir oranda İngilizce düşünüyorum zaten halihazırda. Sadece bunu ilerletmemin daha mantıklı olduğunu fark ettim bu yazıyı yazarken.
1000Kitap