Hayatın Çıkmaz Sokaklarında Bir Arayış: Gece Yarısı Kütüphanesi
Hayatta kalmak bir imtihan mıdır, tercih midir veya zorunluluk mu bilmiyorum ama zor olduğu kesin. Allah'ın her günü türlü türlü acılarla, sıkıntılarla ve sorumluluklarla uğraşıyoruz. Bazen öyle anlar geliyor ki her şeye rağmen mücadele etmesi gerektiğini bilmesine rağmen dayanacak gücü neredeyse hiç kalmıyor insanın. Değersizlik hissi öyle bir noktaya ulaşıyor ki yaşamasında bir anlam göremiyor, dört duvar içinde hapsolmuş vaziyette her şey üstüne üstüne geliyor, ağlamak yerini boğaz düğümlenmesine bırakıyor; aldığı her nefeste yapayalnız ruhu çaresiz, kimsesiz ve ümitsizce can çekişiyor... Bazen de geçmişini suçluyor öyle yapmasaydım şu an çok mutlu olurdum diye.
Çoğumuza tanıdık gelen bu durumları Nora da yaşıyor ve hayatta kalmak ile gitmek arasındaki arafta kendisini geçmişte farklı tercihler yapması halinde yaşayabileceği potansiyel hayat senaryolarının yazılı olduğu kitaplarla dolu sonsuz bir kütüphanede buluyor. Hemen her hayatı deniyor ama hiçbirinde kendisini ait ve mutlu hissetmiyor çünkü hepsinin farklı farklı zorlukları var. En sonunda birini çok seviyor ve orada kalmak istiyor ama gece yarısı kütüphanesinin sistemi bozuluyor ve orijinal hayatına geri dönüyor ama pek çok şeyin farkına varmış ve yaşama tutunmuş bir şekilde.
Kitabın en sevdiğim yanı, Hayvan Çiftliğinde de bu var, betimlemeye neredeyse hiç girmiyor, dinamik bir olay akışı var. Farklı hayat senaryolarını denediği için bu kısmi bir monotonluk yaratsa da akıcılığı ve sürükleyiciliği gayet iyi seviyede. Tüm bunların üzerine psiko-felsefik derinliği de katması hoşuma gitti. İki noktayı beğenmedim. İlki bence biraz da mantık hatası; farklı hayatlara gittiğinde kök yaşamındaki Nora aynı bedendeki iki farklı benlikten biri olarak daha