Kitap ödünç almaya başlayışımın ilk dönemlerinde Kişisel Gelişim, Psikoloji, Bilim Tarihi, Din ve Felsefe kitaplarını fazlaca öncellemiştim aydınlanma hissini fazlaca yaşarım umuduyla. Haklarını yemeyeyim, bana pozitif ve negatif anlamda çok şey kattılar ama son dönemlerde, ilgimi çeken bir romanın zihnimde uyandırdığı merak duygusunun beni götürdüğü yerler tatmin edici geldi bana.
Öbürlerinde mesela bir kişisel gelişim kitabında ucuz nasihatler, psikoloji kitabında muhteşem bir şeymiş gibi anlatılan ama içi ve özü boş teori ve terimler, bilim tarihi kitabında sanki dünyayı batılılar yaratmış gibi hep aynı rönesans reform sanayi devrimi hikâyeleri, bir din kitabında (Kuran hariç) gene ucuz nasihatler, ne idüğü belirsiz hadisler, felsefe kitabında beni hiç ilgilendirmeyen konuların uzun uzadıya ve gene özden uzak bir karmaşıklık ve terminolojiyle anlatılması veya başta belirtmedim ama okuduğum şiirlerde hissettiğim sığlık, keza aşk şiirlerindeki materyalizm ve bencillik...
Bilmiyorum, aradığım hakikat özlerini hayal ettiğim ve beklediğim kadar bulamadım gibi. Bu tür kitapların elbette sınırları çok daha geniştir ama en azından şu an için dar geldiler bana. Romanlara başta çok daha mesafeliydim ama acaba aradığım şey orada mı? Sanki o bana bir heyecan verecek ve ben o heyecana kendi sihirli dokunuşumu katarak kendi yolumu aydınlatacağım gibi beyhude olması da pek mümkün bir düşünce var içimde.
"Sen baktığım en güzel aynasın" diye bir söz duymuştum ve katılıyorum: Gerek sosyal ve romantik ilişkilerde, gerekse kitaplarda kendimizi arıyoruz aslında. İnsanın kendisini araması... insan kendisini niye arar? Sistem koca bir evren, insanın kendisi de bir evren, varlığın her zerresi de, yokluğun kendisi de... Varlığın ötesi, yokluğun ötesi, ötenin ötesi... Ötenin ötesi daha