Hikmet Avcısı

Hikmet Avcısı
@beyond_the_seen
Gazi Üniversitesi İstatistik 3. Sınıf Öğrencisi 2024 ve 2025 Halk Kütüphanesi Ödüllü Okur Kitap Yazarı Kitap Avcısı Beni bilimle anla, felsefeyle anla...
Bir düşünce simülasyonu: Kendisinden hayatı zehir edercesine korkulan ölüm gerçekten bir lanet mi yoksa tam tersine bir lütuf mu? İnsan ölümsüz olursa ortalama bir senaryoda neler gerçekleşebilir? Sürekli kendisini geliştirdiği için iyi maaşlı bir işi olup hatırı sayılır bir servet edinir, bir süre sonra bu serveti yatırıma dönüştürerek hiç çalışmadan da geçimini sağlar hale gelir. Tüm dünyayı dolaşır, istediği hemen her yemeği yer, çoğu eğlenceyi ve hazzı yaşar, hatta bolca iyilik de yapar ama bir süre sonra sıkılmaya başlar, sevdiği tüm insanlar bir süre sonra öldüğü için derin bir yalnızlık hisseder, evet sürekli yeni birilerini sever kimse onunla ortak bir hikâyeyi paylaşmıyor sonuçta, bu bilinç onu toplumdan iyice soyutlar. Hayat diye bir kavram ortadan kalkar onun için. Bir süre dünyayı ele geçirip tanrıcılık oynamaya kalkar ama ondan da tatmin olmaz çünkü tamam ölümsüz ama diğer yönlerden bir insan gibi o da kusurlu. İnsanı en çok oyalayan şeylerden bazıları da hep bu kusurları. Bence insan ölümsüz olmak istemiyor, umut istiyor çünkü ölüm düşüncesi en çok onun geleceğe dair umutlarını söndürüyor. Benzer etkiyi ekonominin kötüleşmesi, dünyadaki olumsuz gelişmeler vs. de yaratıyor. Adil ve huzurlu bir dünyada yaşamak istiyor insan, böyle bir beklentisi var.
1000Kitap
Reklam
Görev var Melanie, ilahi kudretin insana yüklediği görev. Varlığının her zerresiyle iyiliğin ve anlamın peşinde koşmalısın, gözünü oraya dikmelisin. "İyi ki" dedirtmelisin sırf sen bu satırları okuyabil diye bile her türlü fedakârlığı göstermiş sayısız insana, sana bunca nimeti veren rabbine ve son nefesini verdiğinde ruhuna... Kork, acziyetini fark ederek küçül, küçül ki kaplasın evreni ruhun, sıkışmasın nefsinin daracık çıkmaz sokaklarında... Bir iki yaş dökülsün gözlerinden, temizlesin ruhunun kirlerini. Sonra güven dolsun yüreğine, teslimiyetin en saf haliyle. Gözün hep yüksekte, daha iyisinde, en iyisinde olsun; "oldum" ile "öldüm" arasında sadece bir harf var ve ilkini dediğin an bil ki ikinci de gerçekleşiyordur. Ruhlar ölmüş, bedenler yaşasa neye yarar, hayvandan ne farkı var... Yaşamak, insan olmak her yiğidin/kraliçenin harcı değildir. Tarih boyunca iyiliğin peşinde koşmuş insanlar hep yalnızlık çekmiştir; korkma, ümitsizliğe kapılma! Kendinle gurur duy, böyle bir lüksün yok çünkü, daha gidilecek çok yol var...
Duygu ve Düşünce
Evlilik için ne lazım, bu işin bir ehliyetini çıkarmaya çalışsak nasıl olabilir? - İlk aklıma gelen şey öz güven. Kendi kendini motive edebilmeli bir insan; düştüğünde kalkabilmeli, kendisini eleştirebilmeli, yapıcı eleştirinin kıymetini bilmeli, ilgi ve onay bağımlısı olmamalı, gelen bir iltifatı rehavete kapılmadan göğüsleyebilmeli. - Aklıma gelen bir sonraki yetkinlik sorumluluk bilinci. Bir insan kimseye muhtaç olmadan kendi başına yaşayabilmeli, problemlerini büyük oranda kendisi çözmeli, kriz yönetimi iyi olmalı, hayatın pratik tarafında kendisini geliştirmeli. - Sosyal zekâ da önemli. İnce düşünce, pozitif bakabilmek, kibarlık, nezaket, keyifli ve dolu bir sohbet sunabilmek, karşı tarafı ilgiyle dinlemek, empati kurmak, doğru cümleleri seçmek, bir tartışmada hemen küsmemek, her şeye rağmen barışabilmek ve o ilişkiyi tamir etmeye odaklanmak, haklı olsan bile ilişkinin iyiliği için sabretmek baş başa kalınan zamanları değerli ve özel kılar. İlk etapta aklıma gelenler bunlar. Genelgeçer bir çerçeve sunma amacından ötürü çok detaya girmek doğru olmaz zaten; şahsi tercihlerle şekillenir bazı noktalar. Bu maddeleri biraz yorumlayayım: İlki yaştan bağımsız bir şekilde pek çok insanda yok bence; tamamen oturup sorgulayıp kendinizi geliştirerek edinebileceğiniz bir farkındalık bu. İkincisi daha çok lise-üniversite toz pembe aşk problemi; yaş ilerledikçe hayatın sillesi yenerek öğrenilir. Üçüncüsü hem farkındalığa ve zekâya da bağlı, bir nebze yaşa da bağlı. İyi bir sohbet sunabilmek için futbol, siyaset, dedikodu dışı bir şeylerle ilgilenmiş olmak gerekiyor; nerede nasıl davranacağını bilmek de biraz insan tanımak veya toplumu iyi gözlemlemekle gelişen bir şey bence. Bunların geneli için hem kendisine bolca vakit ayırmalı bir insan, hem bir şeyler okuyup öğrenmeli
Duygu ve Düşünce
Rehavet... Bir yolu sürekli aynı şekilde yürüyemezsin, aynı farklılıkta da yürüyemezsin; hayatının kendisini kökten bir yola sokman gerekir, öyle ki gene rehavete kapılırsın ama daha çabuk toparlanırsın, daha az yıpranırsın vs. eskiye kıyasla bir şeyler daha iyidir ama bunu pek fark etmezsin çünkü onun da iyisi vardır ve gene o yetersizlik hissini yaşarsın. Her ne yapmak istiyorsan ona kayıtsız şartsız biat edeceksin, tatmin olmayacaksın, sürekli daha iyisini arayacaksın, kendine kızacaksın, kötüye karşı kibirli olacaksın, başarısızlıktan korkacaksın, günün sonunda ilahi iradeye teslim olmayı da bileceksin, bazen her şeye sil baştan başlayacaksın, bazen kabulleneceksin bir şeyleri, anlamlı hayat dinamik bir süreç. Rehavete kapılmamak da bir tür rehavettir; at gözlüğüyle bakmış olursun hayata. Bazen o budalaca hatayı yapmaya ihtiyaç duyar insan veya hayalini kurduğun o yol o musibeti yaşamaktan geçer. Aklını ve iradeni koşullar çerçevesinde gereğince kullandıysan, niyetin doğru ise gerisi seni ilgilendirmez; yoluna devam edeceksin. Tekrar söylüyorum: yersiz kuruntular şeytanın işidir.
1000Kitap
Bazı noktalarda kibrani keskinlikte bir öz güveni ve inadı çok yararlı buluyorum.
Duygu ve Düşünce
Reklam