Hikmet Avcısı

Hikmet Avcısı
@beyond_the_seen
Gazi Üniversitesi İstatistik 3. Sınıf Öğrencisi 2024 ve 2025 Halk Kütüphanesi Ödüllü Okur Kitap Yazarı Kitap Avcısı Beni bilimle anla, felsefeyle anla...
18 yaşında üniversiteyi kazanmak, 23 yaşında mezun olmak, mezun olur olmaz iyi bir işe girmek, işe girdikten 1-2 sene sonra da evlenmek, yaş oldu 25... Bu, 20 sene öncesinin dünyasında geçerli bir birey başarı kriteriydi. Şu anki dünyada bunu başarabilen insan sayısı o kadar az ki... Ya atama bekliyorlar, ya mezun olmuşlar ama özel sektörde iş bulamamışlar, ya iş bulmuşlar ve evlenmek istiyorlar ama insanlara güvenemiyorlar filan büyük çoğunluğunun bir ton derdi olduğu böyle karman çorman bir genç-orta yaş kitlesiyle karşı karşıyayız. 20 sene öncesinin ekonomisi yok, 20 sene öncesinin sosyal çürümemişliği* de yok ama 20 sene önce de ChatGPT yoktu, 20 sene önceye göre dünyada ne olup bittiğini çok daha fazla görüyor ortalama bir birey. Bambaşka bir evlilik ve sosyal/romantik ilişki biçimiyle karşı karşıyayız. Artılarıyla eksileriyle farklı bir konjonktürün içerisindeyiz. Bundan dolayı bakış açımızı da buna göre düzenlememiz gerekiyor. Durum ne berbat, ne de mükemmel; biz emek verdiğimiz müddetçe hayat farklı kapılar açacaktır önümüze.
Duygu ve Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir hatayı affetmek o hata hiç yapılmamış gibi davranmak değildir, o hatanın da bir parçası olduğu, en az eskisi kadar güzel yeni bir hikâye inşa edilebileceğine ikna olmaktır ve bu, zannedilenden çok daha uzun sürer çünkü sıfırdan bir güven inşa etmiyorsunuz, önce açığa çıkan güvensizliği tamir etmelisiniz. Bu noktaya "hata yaptı ama hatasını gördü ve düzeltmek için çaba gösterdi ama hâlâ o hatayı bir kez daha yapabilir" diyebilirsiniz. Bir de "o kadar iyi bir insan ki bu hatayı bir daha yapsa bile onunla inşa ettiğimiz bu hikâye o kusura rağmen çok güzel" noktası var. Özür dilemek bu noktaya gelmek, kalben bunu dedirtmek, affetmek de bunu diyebilmektir. Bu mevzu hayatın geneline de atfedilebilir: Geçmişinizin hatalarla dolu olması sizin berbat bir hayata sahip olduğunuz anlamına gelmez; öyle iyi işler yaparsınız ki o hatalar büyük resmin tatlı bir gülümsemeyle yad edildiği kenar süslerine dönüşür.
Duygu ve Düşünce
Mütalaa ettiğim birkaç şiir kitabında "bak senin aşkından dağları deldim, yandım, bittim, kül oldum, şöyle acılar çektim, bana böyle çileler çektirdin, kaşın gözün çok güzel ama sen hiç karşılık vermedin" tarzında aşırı yüzeysel, maddesel, bencilce, suçlayıcı ve sorumsuz bir aşk anlatısı sezdim. Birine aşkından duyduğun acının karşı tarafı bağlayan hiçbir tarafı yoktur, o tamamen senin zihninin sana gösterdiği bir seraptır ve ortada iki apayrı aşk vardır. Bizim bugün mutlu çiftler dediğimiz mevzu bu farklı aşkların tarafları tatmin etmesiyle gerçekleşen bir durum, yoksa gerçek anlamda ortak yaşantılar aşırı azdır. Güzel güzel olduğunun farkındadır zaten, bunu yüzeysel iltifatlarla belirtmenin anlamı yok. Sen ona nasıl bir hikâye-proje sunuyorsun, aslolan biraz da budur. İnsan en çok anlaşılmak, ilgi görmek, alttan alınmak vs. ister ve tabii sevgilisine baktığında hayran olmak. Mesela benim için asalet en önemli kriterdir ama bugün kendime "bir kız sana tanışma teklifinde bulunsa ne yapardın" sorusunu sorduğumda söylediğim ilk şey tipine bakmak oldu ve bu çok insani bu arada. Kendini mahvetmeden karşı tarafı düşüneceksin, onun hayatını kolaylaştırmaya ve onu sevindirmeye odaklanacaksın; en çok onu affedeceksin, en az ona kızacaksın ama gel gör ki şiirlerde hep kendi aşklarını anlatıyorlar, hiç karşı tarafın ne düşündüğünü veya hissettiğini umursamıyorlar, insanın "ben aşık olunacak biri miyim, neyime aşık olunabilir" diye oturup sorması lazım bolca. Hiç karşı tarafın kişiliğine, zekâsına övgü yok, hep dış görünüş. Bir de belirsizlik çok. Uzun süreli dev belirsizlikler insanı yıpratır, bu aşk filan olmaz, olsa olsa toksik ilişki olur. Bir de hoşlantı dediğimiz aşk öncesi kuluçka evresinde yumurta sayısı çoktur; biraz daha geniş perspektiften bakarsanız aynı anda
Duygu ve Düşünce
Alperen Şengün'ün rakı linci yemesi üzerine: Videoyu da görmedim, Twitter'ı da pek kurcalamadım, sadece bir iki yorum gördüm. Rakı üzerinden bir çağdaşlık, laiklik ve modernlik hikâyesi oluşturmak ne kadar budalacaysa bir dinsizlik, ahlaksızlık ve erdemsizlik söylemi yaratmak da en az o kadar sığca. Eğer bir insan birinin çalışma azmini, disiplinini öz güvenini değil de giydiği kıyafeti, yiyip içtiği, eğlendiği şeyleri örnek alıyorsa (günümüzdeki şekilci batılılaşma ve şekilci din anlatısı) orada problem tamamen örnek alana aittir. Ne din birinin içtiği rakıyla halel görür ne de modernlik bundan bir fayda devşirir. Bunun üzerinden bile bir siyasi-dini kutuplaşma oluşması toplumun ne kadar çürüdüğünü* hazin bir şekilde gözler önüne seriyor. Toplum demişken şunu da araya sıkıştırmak isterim: kendisi hariç herkesi ve her şeyi suçlayan bu ajitasyon edebiyatını bir an evvel bırakmamız lazım. Mantığı çok basit: Bir problem çözülebiliyorsa çözülür, çözülemiyorsa o artık bir problem değil, bir gerçekliktir ve o gerçeklik kabullenilir veya ona alışılır. Yazı bağlamından çıkacak ve yazının tansiyonu biraz daha yükselecek ama aklıma gelmişken söyleyeyim: Bu ülke hatta kararsız kalsam da dünya da (çünkü bu, temelde insanın bir sorunu) Atatürk'ten, Gandhi'den vb. kahramanlarından daha nitelikli insanlar yetiştirir ama bu gerçeği kabullenemez. Hatta ve hatta yeryüzündeki tek kusursuz insan olan peygamberini bile bu hatalılıkta mitleştiriyor ve optimum anlamının dışına çıkararak yanlışa varırcasına yerlerde konumlandırıyor. Nasıl ki aşkı, evliliği, hazzı, kariyeri, evcil hayvan sevgisini... abartıyorsak saygı ve hürmeti de alakasız yerlere götürüyoruz. Toplumun daha çok soru soran, sorgulayan, eleştirel düşünen, inisiyatif alan, empati yapan... bireylere ihtiyacı var. Bunun için
1000Kitap
+ Geçmişe dönüp baktığında hayatla ilgili neler söyleyebilirsin, hayat senin için ne anlam ifade ediyor? Önemli zannedilen pek çok şey aslında o kadar da önemli değil. Ne yaşarsan yaşa içerisinde bulunduğun koşullara bir şekilde adapte oluyorsun; ama travmatize olarak, ama şımararak. Sorumlu olmadığın şeyler için kendini kınama, her şeyi düşünebilseydin insan olmazdın, önemli olan niyetinin ne olduğu. İyi bir insan olmak için çaba göster, iyiliği sadece yap, göreceğin karşılık seni ilgilendirmiyor. Şeytanın en büyük tezahürlerinden biri de insana yersiz kuruntular vermesidir; elinden geleni yapmak kadar onu en hayırlı şekilde sonuçlandıracağı konusunda tanrıya güvenmekten de sorumlusun. Daha iyisine yönelik çok soru sor, dışlanmaktan korkma, tarih boyunca iyiler hep dışlanmıştır, yaşlanmaktan da korkma; güzel geçen üç mevsimin ardından gelen sonbahar ve kış manzaraları da bir o kadar büyüleyicidirler. Bunca zorluğa rağmen iyiliğin peşinde koşan asil bir hayat geçirdiğin için kendinle gurur duy.
Duygu ve Düşünce