Hikmet Avcısı

Hikmet Avcısı
@beyond_the_seen
Gazi Üniversitesi İstatistik 3. Sınıf Öğrencisi 2024 ve 2025 Halk Kütüphanesi Ödüllü Okur Kitap Yazarı Kitap Avcısı Beni bilimle anla, felsefeyle anla...
Burç muhabbeti insanın onaylanma güdüsünün tatminine yönelik bir mevzu. Burçlarla veya buna benzer kişilik tanımlama indikatörlerinin genelde ego okşayıcı olduklarını görürsünüz. Diyor ki mesela tamamen sallıyorum "sen çok iyi kalpli birisin, çok dürüst olduğun için çevren senin kıymetini bilmiyor, istediğinde her şeyi başarabilecek potansiyelin var, içe dönüksün ama doğru kişiyi bulduğunda tüm güzelliklerin açığa çıkacak, dışarıdan muhteşem görünüyorsun ama kimse içindeki fırtınaları bilmiyor..." tadında birtakım iltifat sözleri genelde. Kim "Ben çok agresifim, sorumsuzum, bencilim..." gibi negatif özelliklerin muhabbetini yapar ki? Sosyal medyanın özü zaten onaylanmak ve ilgi görmek değil mi? Hatta öyle ki sosyal ilişkilerimizi bile çoğu zaman buna göre düzenlemiyor muyuz? Dolayısıyla ortada bir kişilik öğrenme gayesinin olduğunu düşünmüyorum. Birine sevildiğini hissettirmek daha net bir işlevmiş gibi duruyor. Burçlar bu noktada kesinlikle anlamlı.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Son zamanlarda bozuk sistemi, vizyonu dar çiğ insanları yadırgayacak ve tepki verecek halimin bile kalmadığını fark ettim. Elitistleştim gibi; sanki onlar bir oyun parkında oyuncaklarıyla oynuyor ve "haa, öyle mi olmuş, tamam" tarzı bir iç ses tepkisizliği oluşuyor ruhumda. Sonra da bir an evvel kendi işime ve hayatıma odaklanmaya çalışıyorum başka dünyalarda yaşarcasına. Kızmak, üzülmek, neşelenmek... işime gelecek mi (anlamlı mı), gelmiyorsa niye bu acemiliği yapayım demeye başladım içten içte. Bunu bir kibir olarak değil de vakarla bakmak, kucaklamak ve adapte olmak gibi düşünün.
Duygu ve Düşünce
Geçen liseye özlemle alakalı bir reels gördüm ve içimde manidar bir burukluk hissettim. Liseyi özlemeyen az sayıdaki kişiden biri olabilirim sanırım. Genel olarak kara bulutların kapladığı melankolik ve buğulu bir dönemdi. Mesela 9. sınıfın ilk döneminde takdir alan 3 kişiden biriydim ve sınıftaki herkes şaşkın gözlerle bana baktı "bu gerizekalı/özürlü nasıl takdir alabildi" diye. Sınıf başkanlığına aday olduğumda alaycı gülüşmeler duymuştum ve yanlış hatırlamıyorsam kimse de bana oy vermemişti. Beden eğitimi derslerinde keza dışlanma üstüne dışlanma yaşadım. Hemen herkes birbiriyle ortaokuldan beri arkadaştı ve benim neredeyse hiç derinlemesine arkadaşım yoktu. Hassaslık, detaycılık ve öz güvensizlik ergenliğin duygusal dalgalanmalarıyla birleşince depresyonlarla ve hayal kırıklıklarıyla dolu bir döneme dönüştü. Sadece 12. sınıfta o da görece azıcık daha iyiydi. İsyan etmiyorum, acı çekerek de olsa bolca overthink yaptım ve bu da bugünkü kimliğimin mayalarından biri oldu.
Duygu ve Düşünce
Hataya üzülmek hata yapılmadan önce olur, yapıldıktan sonra değil. Bu sözü bir kenara bırakarak matematiksel düşünelim: Hata negatif, doğru pozitif olsun. Bir hatadan pişmanlık duymak eksiyi azaltmak veya onu artıya çevirmeye benzer. Ama bir de negatifi pozitife çevirmeden direkt bir şekilde pozitiflerin sayısını artırmak diye bir şey var. Sizin bir hatadan pişmanlık duymanızla doğruları yapmak için motive olmanız teknik olarak aynı mantığa sahip. Burada kritik soru şu: bir hatadan pişmanlık duymak bizi o hatadan ne kadar uzaklaştıracak, doğruya motive olmak bizi ona ne kadar yaklaştıracak? İşte bu sorunun cevabı hangisini tercih etmeniz gerektiğini size söyleyecektir.
1000Kitap
Öz güven ve ego, bir insanda kibrani sınırların eşiğine dek yüksek olmalı çünkü "öte"ye geçebilmen, oraları keşfedebilmen ve bir öte dünya inşa edebilmen için mevcudiyatı yetersiz görmen, bunun için de küstahça bir başkaldırışta bulunman gerekir. "Sen kimsin ki..." nidalarına tenis raketi gibi aynen karşılık vereceksin; buradaki "sen" bazen içindeki yersiz kuruntular olacak, bazense hazza tapan nefsin... Son zamanlarda kendime kızıyorum, beş para etmez insanları dert etmeyecek, çok daha anlamlı işler yapacak kadar kibirli olmadığım için. Daha ponçik, masum, sevimli ve itaatkâr insanlar hoşumuza gidiyor fakat hakikat gözlerini açabilmek için tatlı rüyalardan uyanmak gerekiyor maalesef...
Duygu ve Düşünce
Reklam