Gelecek, ışıltılı bir masal mı, yoksa zifiri bir karanlık mı? Masaldan kastın ne, karanlıktan kastın ne? En parlak ışıklar bile gösteremez bazılarına bazı hakikatleri, en zifiri karanlıklar bile söndüremez insanın içindeki bazı ışıkları; gösterse bile kılını kıpırdatamaz karabasan misali, söndürse bile durduramaz ışık misali; ışığın kendisidir çünkü o; güneş olmuştur, ısıtır dokunduğu her yüreği, aydınlatır her zihni, ayaklarında biter güller, orkideler, menekşeler..., tuttuğunu altına çevirir, değil varlığıyla, yokluğuyla bile değer katar.
Böyle biri değil milyarder, çöpçü olsa neye yarar, üzerinde çamur olsa da mücevher gene mücevherdir, yağmur yağar, temizler sistemin kutsadığı tüm bu fani etiketleri. Çamuru ise tahta oturtsan da çamur gene çamurdur, kirletir bulaştığı her yeri. Gelecek ne kadar emek verirsen o kadar ışıltılı, ne kadar insanlıktan çıkarsan o kadar karanlık; kendi dünyanda tabii, yoksa toplum alkışlar da, horlar da; onun masalının kendisi de bir masal.
Hakikat karşısında insanın tutumu iki nokta üst üste: İnsan asla tanrılaşamaz ama kendi hakikatlerini yaratarak onu mutlak hakikat zannettiği zanlarla kıyaslayarak optimize etmeye çalışarak tanrının ucuz taklitlerini yapmaya çalışır. Makro ölçekte zavallı bir ucubenin tekidir insan ama mikro ölçekte potansiyeline yaklaşması anlamlıdır ve yaşamı boyunca da bu anlamı büyütmeye çalışır.