Bir kitap, bir video, bir içerik sürekli sistemi eleştiriyorsa aşırı irrite oluyorum. Tek bir soru: Mümkün ve gerçekçi bir çözüm var mı? Varsa çöz, çözüm projeni bize de anlat; yoksa o artık bir gerçekliktir ve gerçekliği sadece kabullenirsin, oturup ağlamayı ve bunun üzerinden ajitasyon naraları atmayı safi zarar ve anlamsızlık olarak görüyorum ve boş konuşan insanlar misali ivedilikle oradan uzaklaşmaya gayret ediyorum.
Maddiyata çok büyük anlamlar yüklüyor kimi insanlar ve kitaplar. Mesela Victor Hugo'nun Sefiller kitabı için bunu söyleyebilirim. Mutluluk maddiyatın kendisinde değil. Kabul ediyorum, millete muhtaç olmak çok kötü bir durum ama belirli bir yerden sonra ona bile alışıyorsun, hatta zenginliğe de alışırsın ve başka türde de olsa gene o kadar üzüleceğin dertlerin olur. Hatta daha da ileri gideyim, tanrıya iman edilir, tanrıya tapılmaz. Tırnak içerisinde "gerçek mutluluk" denen şey ümitsizlik ile rehavet arasında koşullara bağlı değişmekle birlikte belirli bir denge içerisinde kalmaktır. Bu da öz güvenle, farkındalıkla, imanla, teslimiyetle, şefkatle, zaman zaman korkuyla ve hırsla, sorumluluk bilinciyle sağlanır. Aşırı haz insanı mahveder, hatta sonunu getirir. Maddenin kendisi değil, ona yüklediğin doğru anlam mutluluk getirir; bunu becerebilirsen maddi/parasal olarak en değersiz şeyler bile sana inanılmaz mutluluklar getirebilir. Bize gösterilenin ötesini merak et, şüphe et, hayret et, gayret et, sabr-et :)...
Buna paralel olarak imkân yok diye ağlayanlar ve eğer imkânım olsaydı uzaya çıkardım diyenler var. Büyük ihtimalle çıkamazdın çünkü sen daha elindeki imkânların bile sınırlarını ve kıymetini yeterince keşfedebilmiş değilsin, artan imkânlarla nasıl baş edeceksin? Sen sadece o havalı insanların gösterdiği gibi her şeyin mükemmel olmasını